Bizi takip edin…

Genel

Yargının Müebbet Tellallığı – AKIN OLGUN YAZDI

Akın Olgun



Bir an olur, sırtınızda kocaman bir yük biner. Bir an olur, yükü taşımanın tüm sorumluluğu sizin üzerinize bırakılır. An olur, herkes kendi yükünü bir başkasına atarak ve yüklediğini suçlayarak aradan sıyrılıp, düzenine döner. Öylece ortada, sırtınıza yüklenmiş olanlarla kala kalırsınız.
Dün çevrenizde kalabalıklar oluşturanlar, bir anda azalırlar. Bir anda hiç susmayan telefonlarınız çalmamaya başlar ve aradıklarınız ise cevapsıza düşer. Anlarsınız ki, en başta en yakınınızdakiler hakkınızda hüküm yazmıştır.
Meydan meydan “biliyorsunuz değil mi?” diyerek yuhalatılan isminizin önüne konulan “hain” damgası, üzerinize yönlendirilmiş bir nefret organizasyonuna dönüşür. Tehditler, takipler başlar. Ensenize doğrultulmuş o tehdit, “hain” diye ilişik medyanın nişangâhına yerleştirilmiş olarak yüzünüzü, sevdiklerinizi, yakınlarınızı çevirmeye başlar. Bir pusuya bakar artık hayatınızın elinizden alınması. Artık sanatınız, sözünüz, hayata, insana, doğaya dair tüm düşünceleriniz, nefes alamaz hale gelir.
“Bir ağacın yaşam hakkını savunmakla başladı her şey” dediğinizde, yüzünüze anlamsızca bakan o tuhaf gözler, derdi anlatmanın ne kadar zor olduğunu hissettirir size. Hep bir öncesini anlatmanız gerektiğini düşünürsünüz. Ağaçtan öncesi ve ondan öncesi ve ondan daha daha öncesi derken kendiniz de kaybolursunuz içinde. Tıpkı ülkeniz gibi.
Meltem Arıkan, bundan 6 yıl önce yazdığı “mi minör” oyununun, bugün haklarında müebbet isteme nedeni olacağını bilemezdi elbette.
Türkan Saylan’ı canlandırdığı rolü ile oyunculuk kariyerinde bir basamak daha ilerleyen Pınar Öğün’e, eğer birisi, canlandırdığı karakterin o son günlerinde başına getirilenlerin, atılan manşetlerin, bir gün kendisi için de kurgulanacağını söyleseydi, “deli” diye bakardı muhtemelen.
M.Ali Alabora’ya, kendisinin meydanlarda, hem de o ülkenin başbakanı tarafından yuhalatılacağı, kitlelere hedef gösterilerek, bizzat devleti yönetenlerce hedefe konulacağını söyleseydi birileri, şaşırmaz ama olabilirlik ihtimalini çok düşük tutardı.
Evet, hepsi ve daha fazlası oldu.
“Olmaz” dediğimiz her şeyin olur hala geldiği bir ülke gerçekliğinde, canımızda yanmamış hiçbir yer kalmadı.
Bir başka ülkeye sürgün olmanın ağır mecburiyeti ve yaşanılanları taşımanın adabı, hayatı yeniden kurmanın, üretmenin ve var olmanın sancıları, ülkesinden çıkmak zorunda kalan binlerce insanın ortak derdi oluverdi ve bu her gün katlanarak daha fazla büyüyor.
Bir sanatçının, nerede olursa olsun yine sanata tutunarak hayatı var etme duygusu muazzam bir şey gerçekten. Yokluklar, yoksunluklar içinde, bulunduğu toplumun derdi ile hemhal olup, onların yaşadıklarını sanata, edebiyata, müziğe, yazıya dökebilme ısrarı ve onu ortaya çıkarmanın emeği, zahmeti kolay tarif edilecek bir şey değil.
Kimse ne yaşadığınızı, ne hissettiğinizi, neyle mücadele edip, nelerle boğuştuğunuzu hiçbir zaman sormayacak, sizler de anlatmayacaksınız. Çünkü anlatmanın geride kalanların yaşadıklarına “haksızlık” olduğunu düşüneceksiniz her zaman. İri sözlerden uzak duracaksınız, bilmediğinizden değil, o cümlelerin ve sözlerin hakkını veren, koşturan insanlara ayıp olacağından.
Kendinizi, yine kendinizle taşımanın ve yaptıklarınızla, üretimlerinizle anılmanın daha hakkaniyetli olduğu duygusunda buluşacak ve bulunduğunuz toplumun dertleri, sorunları ile hemhal olup üretecek ve sadece seyircinin sevgisi, saygısı önünde başınızı eğmenin huzuru ile sonraki güne başlayacaksınız.
Bazen, yalnız kalmanın ağır yükü acıtacak omuzlarınızı ama o acı asla yalnız bırakanların acısı gibi olmayacak. İlkinde büyük bir huzur, ikincisinde kendini inkâr etmenin derin bir boşluğu…
“Üzerine düşünülmemiş, sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez.” Diyen Sokrates’in sözleri arasında, bulunduğunuz toplumun sorunlarına, eğilmek, sorgulamak, sorgulatmak, yaşamanın anlamını toplumsallaştıran büyük bir katkıdır. Her şeye rağmen var olmak, var etmek çabası tek başına bile büyük iştir. Bir cevaptır tüm yaşananlara aynı zamanda.
M. Ali Alabora’nın yönettiği, Meltem Arıkan’ın yazdığı ve Pınar Öğün’ün sahnede hayat verdiği “Enough is Enough”, Galler’in en yoksul mahallelerinde, en izbe yerlerinde “gezici tiyatro” olarak sahnelere taşındı.
Daha sonra Londra’lı izleyicisiyle buluştu oyun. Bir İngiliz seyircinin, oyunun yazarına, “Türkiye’de kadınların bu şiddet ile yüz yüze kalmaları ne korkunç” deyişine “evet haklısınız ama bu oyunda anlatılan sizin hikâyeleriniz, İngiltere’de yaşanılanların gerçek hikâyesi” cevabı alması ve yüzleşmesi sanırım, hepimizin haline de bir cevaptı.
Evet, bir yüzleşme çağrısıydı oyun ve sadece başkaları bu sorunları yaşıyor-muş gibi yapmalara, toptan bir cevaptı.
Gezi davası içine yerleştirilmiş isimler, sorumluluk duygularını bulundukları alan içinde taşıyan, tarif eden insanlardan oluşuyor, hepsi bizlerin birer parçası ve “bütün asılsız iddialara cevap vermek onur meselesidir” diyen Avukat Can Atalay’ın sesi, yüzleşmemiz gereken başka bir zorlu bir dönemi işaret ediyor.
Müebbet tellallığına soyunmuş bir yargının, bu ülkenin aydınlarına, sanatçılarına, ilericilerine biçtiği kefen, eğer hesaplaşılıp, kendisiyle yüzleştirilmezse, bütün ülke müebbete bağlanacak.
Yaptıkları belgesel yüzünden 7,5 yıl ceza alan Ertuğrul Mavioğlu’nun dediği gibi, “ Ceplerinde hazır tuttukları cezaları bize tebliğ ediyorlar, Türkiye’de yargılama falan yok”
Ve o “celp” yarın bir başkası için tebliğ edilecek.
Yaşanılanları “kendi hikâyemiz” değilmiş gibi yaparak, ne kadar kaçabiliriz ki hakikatten?
Davalar, sorgular, gözaltılar, mahkemeler, birer, onar, yüzer derken tuttuğunu dört duvar arasına sürükleyen bu kötülük sarmalı, hepimizi birbirimizde yalnızlaştırmayı başardıkça, gözünü bir başkasının hayatına, ömrüne dikiyor ve gözünü diktiğinin hayatını mahvettikçe haz alıyor.
Ne birbirimizden kaçarak uzaklaşmamız, ne yan yana görünmeyerek yürümemiz, ne de hiçbir şey yok-muş, olmuyor-muş gibi yapmalarımız ise bir çare olmayacak.
Birbirimize yakın durup, dayanışıp, birbirimize sarılmadıkça, etrafımızda hakikati yüzleştirecek kimseyi de bulamayacağız.
Belki en kötüsü budur.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Yorum yapın

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Yayın öncesi İmamoğlu ve Küçükkaya ne görüştü?

Medya Blok



Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, Nagehan Alçı’nın İmamoğlu ve yayının moderatörü İsmail Küçükkaya ile görüştüğü iddiaları hakkında açıklama yaptı.

Nagehan Alçı’nın Habertürk TV’de aktardığı iddianın üzerine İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun konu hakkında açıklama yaptı.

Alçı, “Yayından 1-2 gün önce, Ekrem İmamoğlu ile İsmail Küçükkaya’nın bir otelde buluştuğu iddia ediliyor” dedi.

Murat Ongun Odatv’ye yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:

“Çarşamba akşamı, İsmail Küçükkaya bizi aradı. Yayının formatına dair bizimle ve Binali Yıldırım’la konuşmak istediğini iletti. Biz de Perşembe günü Taksim’deki The Marmara Hotel’de ‘Kentsel Gelişim Çözümleri’ başlıklı bir basın toplantısı gerçekleştireceğimizi, o toplantı sonrası görüşebileceğimizi ilettik.

O gün o otelde buluştuk. Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Şükrü Küçükşahin ve ben o buluşmada vardım. Küçükkaya bize 15’er soru soracağını, 3’er dakikalık süre tanıyacağını ve formatın nasıl olacağını anlattı. Bu çizgide yapılan görüşme sonrası, İsmail Küçükkaya Binali Yıldırım ile de görüşeceğini ve bir değişiklik olursa bizi bilgilendireceğini, belirtti.

Kendisi dönmeyince, Cumartesi günü ben aradım İsmail Küçükkaya’yı. Küçükkaya da Binali Yıldırım’la telefonda görüştüğünü ve Yıldırım’ın da ‘Neyi, nasıl sorarsan sor; sana güveniyoruz’ dediğini iletti.



Engin Altay ve Mahir Ünal da bu görüşmelerin olacağını biliyordu. Nagehan Alçı’nın sanki gizemli bir olaymış gibi deklare ettiği buluşma budur” dedi.


    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku

Genel

Milliyet yazarına telefon: Örgüt sizi fişlemiş gelmeniz gerekiyor

Medya Blok



Milliyet gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden arandığını ve Adnan Oktar ekibi tarafından fişlendiğini öğrendiğini açıkladı.

Milliyet gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden arandığını ve Adnan Oktar ekibi tarafından fişlendiğini öğrendiğini açıkladı. Eyüboğlu, “Aleyna Tilki’ye destek vermemi, Che Guevara’nın sözlerini paylaşmamı, Londra’ya gitmemi kusurmuşçasına not etmeleri gibi A9’daki yayınlarına benzer bir yığın karalama ve iftira da var yaptıkları fişlemede.” diye yazdı.

Ali Eyüboğlu, “Adnan Oktar kimleri fişledi?” başlıklı yazısında, “Cep telefonum çaldı, baktım 0 212’li bir numara… Sabit hatları genelde bir şeyler pazarlamak isteyenler aradığından açıp açmama konusunda tereddüt ettim. Israrla çalınca açtım, arayan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü polisi çıktı ve şöyle dedi: ‘Adnan Oktar Suç Örgütü’ne yönelik operasyonu yapan ekiptenim. Örgütten ele geçirdiğimiz flaş belleklerde birçok insanın fişlendiğini saptadık, onlardan biri de sizsiniz. O nedenle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Aklama Suçları Birim Amirliği’ne gelip, ‘müşteki’ olarak ifade vermeniz lazım.’

Sosyal medyadan, sahibi olduğu A9’un canlı yayınlarında günlerce hakkımda iftira, karalama ve hakaret dolu yayınlar yapan Adnan Oktar Suç Örgütü’nün beni fişlemesine şaşırdım mı? Hayır… Çünkü bu, Adnan Oktar Suç Örgütü’nün yıllarca uyguladığı ve çoğu kez başarılı olduğu bir yöntem” ifadelerini kullandı. “İnternet, sosyal medya ve sahibi oldukları A9 kanalından şahsıma yönelttikleri iftira, aşağılama ve hakaret dolu yayınlarla beni sustura-mayınca, işi bir adım daha ileri götürüp, 8 GB’lık flaş bellekle fişlediler beni” diyen Ali Eyüboğlu, yazısını şöyle sürdürdü:

“İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube polisleri 11 Temmuz 2018’de yaptıkları operasyonla Adnan Oktar Suç Örgütü’nü çökertince, ellerinde patladı fişleri…

Sadece beni mi fişlediler?

Hayır…



İddianame hazırlandığında ne kadar insanı fişledikleri de çıkacak ortaya…

İki cep telefonumu aylarca usulsüz dinleyen FETÖ’cü polisler gibi Adnan Oktar Suç Örgütü’nden de davacı oldum.

Milliyet’te her gün çıplak, dekolte kadınlar ve homoseksüellerin fotoğraflarını yayınladığım gibi bir sürü yalan ve saptırmanın yanı sıra Aleyna Tilki’ye destek vermemi, Che Guevara’nın sözlerini paylaşmamı, Londra’ya gitmemi kusurmuşçasına not etmeleri gibi A9’daki yayınlarına benzer bir yığın karalama ve iftira da var yaptıkları fişlemede.”


    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku

Genel

Fatih Altaylı’dan olay seçim vaadi açıklaması!

Medya Blok



Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun karşı karşıya geldiği canlı yayına değinen Fatih Altaylı, gençlere sunulan vaatleri eleştirdi.

 

23 Haziran seçimlerinden önce son kozlarını paylaşmak için Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım, İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde bir araya geldi.

Tüm Türkiye’yi ekrana bağlayan canlı yayında adaylar, bir yandan soruları yanıtlarken diğer yandan da vaatlerini açıkladı. Genç kitleye de birçok vaatte bulunan başkan adaylarını Fatih Altaylı, canlı yayınında eleştirdi.

Adayların gençlere sunduğu internet vaadiyle ilgili Altaylı, “Birisi deseydi ki; ‘ben gençlerin seks kanallarına girmesini açacağım’ deseydi. Keza Ekrem İmamoğlu. O zaman sonucu etkilemiş olurdu tabii. Gençler girsin ne olacak. Ne zararı var bunun gençlere. Görüyorsun yolda direğe tecavüz etmeye çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı.


    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku