Gezi’nin üzerinden çok zaman geçti. İktidar eliyle çok şey denendi bu ülkenin özgürlük mücadelesinden yana olanların üzerinde.
Parçalanmış bedenlerin, çığlıkların arasından yürüdük.
Ayakta kalanlar inat ettiler. Üzerimizde, arkadaş, eş, dost ve hiç tanımadıklarımızın ama varlıklarını hissettiklerimizin acıları, sözleri, cümleleri kaldı.
Yalnız, tek başımıza olduğumuzu düşündüğümüz anlarda, hep bir el dokundu omuzlarımıza.
Kimi zaman arkamıza bakmaya çekindik, korkudan değil, “ya kimse yoksa” diyen o iç sesimizden.
Kimi zaman, en kalabalık olduğumuzu sandığımız yerlerde vurulduk.
Kalabalıkların aldatıcı yalnızlığıyla tanıştığımız günler de oldu, “tek başımıza kaldık” dediğimiz anda binlerin sesini duyduğumuz da.
Sese sessizliğin hüküm verdiği zamanlardan da geçtik, tek bir sesin sessizliği yırttığı zamanlardan da.
Yorulduk, lanet ettik, birbirimizi suçladık, suçlandık, bir şeyi anlatmanın karşılıksız kalışında düştü çoğu zaman yüzümüz.
Anlamsız baktığımız, anlamlardan uzaklaştığımız anlar da oldu, “lanet gelsin” diyerek her şeyin bu halka müstahak olduğunu bağırdığımız vakitler de, lakin özgürlük duygusunun insanın içini gıdıklayan o büyüsü hep durdu içimizde.
Onu kaybetmeye ne elimiz, ne yüreğimiz razı geldi. Beklenen güne dair, içimize ektiğimiz tohumlardan biri filizlendi mutlaka.
Minnet etmeyen her sözün, sloganın ve dahi onu yaşatanların varlığı, gücü ve kötülüğü elinde tutanların çaresizliğini döktü her defasında önümüze.
Şarkı oldu, türkü oldu, şiir oldu umut ve önümüzden akıp giden binleri, milyonları hissetmenin heyecanı tutuştu içimizde. Carmıha gerilmiş hakikatin “o gelecek, yine gelecek” çağrısının mutlaka o günü yaklaştıracağına hiç şüphesiz inandık.
Bir düşe, bir hayale inanmanın, insanın içinin içine sığmayışında kendisini bulan o kalp çarpıntısı, en büyük aşktır belki de ve belki de özgürlük duygusunun yok edilemeyişi bu aşktandır.
En önce sevdiklerimizi vurmaları, düşman bellemeleri belki de bu yüzdendir.
En acı veren yerimize yönelen bu saldırılar, bu kötülük ortaklığı, sevdiklerimizin cesetleri üzerinden çatal dilini çıkarıp, hakikati zehirleyecek yeni kurbanlar arayan bu kıyım, kendi çaresizliğine dolandıkça sokacak elbet bir gün kendini.
Geriye saracağız o gün zamanı, geriye, daha geriye.
Yüzleşmenin, yüzleştirmenin en büyük gücü geçmiştedir çünkü.
Taybet Ana uyanacak, Rozerin ayağa kalkacak, Ali İsmail sıkacak yumruğunu, Berkin seslenecek, uyanacak ölü çocuklar. Uyanacak fabrikada, inşaatta, madenlerde canı alınan, üç kuruşa emeği ömrüyle çalınanlar ve fırtınanın önüne atılarak, “taş da yağsa çalışacaksınız” denilen, bir mevsimlik canı olan çocuk Berivanlar. Ah’larımız yani.
Hiçbir gelecek, yüzleşmeden kurulamaz biliyoruz, öğrendik bunu tarihin önümüze koyduklarından.
Kimseye düşmez bu yüzden “af ettim” diyerek ortalığa dökülmeler.
Ve,
Unutmayalım asla, gelecek kuşaklara ‘ama’lı, ‘fakat’lı belirsizlikler bırakmak, kötülüğü bahanelere
devretmektir.
Her bahanenin tutsaklık olduğunu, ayaklarımıza vurulan zincir olduğunu anlamak, anlatmak için artık insanlar ölmemeli.
Cezaevlerinde çürümemeli, gece yarısı baskınlara uğrayıp talan edilmemeli hatıralar, sevdiklerimiz elimizden alınıp resim çerçeveleri içine sıkıştırılmamalı, gözyaşı elimizden alınanların hatıralarına bırakılmamalı. Kaybedilmemeli çocuklarımız, kemiklerinin peşine düşmemeli analar oğullarının, kızlarının…
Gezi’ye müebbet istiyorlar şimdi,
Ucu açık bahaneler üreterek kendilerine sığınmamızı,
Hiç yanından, içinden, etrafından geçmemişiz gibi yapmamızı,
Gözlerimizi, yüreklerimizi kapatıp onaylamamızı,
Ne canını verenleri, ne gözü alınanları, ne coplar altında inletilen insanları
Ne Ağaçları, ne börtü böceği,
Ne şiirleri, şarkıları, ne duvarlara kazınan sözleri hatırlayalım istiyorlar.
Öyle unutuyor-muş gibi yapmamızı falan değil, kendilerine katılıp, ellerimizle kurduğumuz ne varsa iyi olandan yana, bastıralım;
“Bunlar ajan” diye bağırıp, “Vatan haini” diye linçe çağırıp, kendi kendimizi parçalayalım istiyorlar.
Çünkü biliyorlar, kimse hakikati üstlenmediğinde vurulur hayat.
“Gezi biziz” diyerek üstlenmezsek hakikati, içimizde kurduğumuz tüm hayalleri alacaklar ve sıfırdan başlamanın bedelini en önce sevdiklerimiz ödeyecek.

Medya Blok Youtube kanalını takip edin...
You May Also Like

Çay üreticisi tedirgin: Toprağı hiç mi düşünmediniz? – Fatma GENÇ yazdı

“Gelıyi Mayıs ayı Toplayalım çaylari Gidelım fabrikaya Alalım paraları” Rize Türküsü Bu…

Kayyum tehlikesinin farkında mısınız? Fırat Yeşilçınar YAZDI

31 Mart seçimleri de 23 Haziran seçimleri de geride kaldı. Seçimin faturası…

Ormanlar yangınları ve Kül sesleri – Akın Olgun YAZDI

Çok yandık, çok yakıldık ve her defasında “yine yakacağız” diyen sesleri duyduk.…