Bizi takip edin…

Genel

‘Hepimizin izzetinefisine dokunmuştur’ – Kemal Bozkurt YAZDI

Kemal Bozkurt



Sezai Temelli’nin 31 Mart öncesi eğer muhalefet kazanacaksa bu HDP seçmeni sayesinde olacak diye bir kez dedi, ikinci kez demedi. Kayda geçsin diyeydi sanırım. Söz aslında bir kez söylenir. Sürekli kendinizi anlatmak zorunda kalmanız ayrı ama söz bir kez söylenir.

Sözler tam olarak şöyleydi:
“Mansur Yavaş da bilecek ki seçilmişse HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak, Ankaralıları yok sayarak siyaset yapamaz. O da işte bizim gücümüzdür. Ekrem İmamoğlu seçilmişse bilecek ki o kentte yaşayan 3 milyon Kürt’ün oyuyla seçilmiştir. Kürtlere rağmen siyaset yapamayacağını bilecektir. Yapmaya çabalarsa zaten siyaseten bir karşılığı olmayacaktır. O kentin belediye başkanı olmayacak, o olsa olsa o kentin kayyumu olur. Biz bu riski alıyoruz. Seçmenlerimize diyoruz ki biz bu riski alacağız ve Türkiye’yi değiştireceğiz.”

İmamoğlu’nu hemen herkes sevdi ama farzedelim HDP aday çıkarsa veya destek vermese ne olurdu? Tarih farazalarla tartışılmaz ama farazalar da durduk yere olmuyor sonuçta.
Şimdi Cumhurbaşkanlığı bile tartışılıyorken, muhtemelen Muharrem İnce kadar oy almış olan İmamoğlu için ne denirdi? Şu anda dönüp yüzüne bakılmayan ama ‘kaybetmiş’ ne çok yetenekli insan var değil mi?

İyi ama böyle olduğu bilindiği halde, Temelli bilineni neden söylemişti? İşte burada hayat bilgisi devreye giriyor. Biliyor olmak başka söyleniyor olması başka. Bildiğimiz bir çok şeyi söylemememiz gerektiğini bildirildiğimiz çağdayız. Galileo’dan bu yana bu böyle. Hatta ve belki de daha öncesinden, insanlık yazmaya konuşmaya başladığı andan bu yana böyle. Aklımızdan geçenleri çocuklardan gayrı kaç kişi, kim söyleyebiliyor? Ayşe öğretmen söyler mesela ama… Okuma yazma bilmediği için kibirlilerin ‘Cahil’ dediği anneler söyler mesela ama… Okuma yazma bilmek başka oraya ‘Cahil’ yazmak başka işte. Dili bilmek başka, söylemek başka işte. Mükemmel telaffuzunuzla yalanlar söyleseniz ne olur aksanlı dili olanlara karşı? Çocuğun masumluğu içerisinde söylediği gerçek, yetişkinlerin süzerek söylediği ya da çarpıttığı gerçekten çok daha iyi geliyor bize. Ya çocuklar da artık söylemezse?

Neyse, bu işin esaslı tarafı şimdi konjonktürel kısmına devam etmeliyim. Temelli bu sözleri söyledi çünkü seçim sonrası bunu söylemenin bir anlamı olmadığını biliyordu. Çünkü muhalefet de bu gerçeği seçim sonrası söylemeyecekti. Öyle de oldu. ”Seçim öncesi söylemeyerek kazandım, seçim sonrası neden söyleyeyim?” diyebilirdi muhalefet. Neden demesindi?
Yalan da değil ki bu. Seçim öncesi söylememişti seçim sonrası da…

İyi ama bu Kürtler de nasıl bir fikre yol açardı? Şimdi seçim haksız, adaletsiz bir şekilde tekrarlanıyor ve aynı HDP seçmeni üzerinden daha ilk akşam tartışmalar başladı. Kendini tartışmayanlar; ister iktidardan ister muhalefetten olsun hep HDP’yi tartışıp duruyordu. Kendileri nerede duruyor hiç konuşmadan HDP seçmeni nerede duracak diyor kimileri. Sanıyorum CHP’den beklenen bir şey demesinden çok dememesi. Dediğinde ne olduğunu biliyoruz. Nihayet Demirtaş’la birlikte dokunulmazlıkların kaldırılıp hapse gönderilmesine kalkan elleri kim unutmuş olabilir. Demirtaş da zaten ”unutun” demedi, ”bağrınıza taş basın” dedi. Anlaşılan o ki CHP’yi HDP seçmenine karşı bir şey demeye zorlayacak iktidar. Kılıçdaroğlu’na atılan yumruk, linç girişimi başka ne olabilir ki? Fakat iktidarın istediğinin tam tersine, CHP sosyal demokrat ise barış demesinde ne var? Eşitlik demesin de ne var? Su gibi ekmek gibi diyebilir aslında. Yine döndük başa. Ancak bir çocuğun ve ‘çocuk kalanların’ diyebileceği gerçeklere…
Bir çocuğun ”kimse ölmese de en sert tartışmaları bile yapsak ne var? Tartışma bizi geliştirir ama ölüm öyle mi?’’ demesinde ne var? HDP’nin başına hep gelen şimdi CHP’nin başına İstanbul’da geldi dese ne var?

Neyse ve neyse konum muhalefet değil, iktidar. Muhalefetin spontane gelişen 15 yaşında bir çocuğun kalbinin derinliklerinden çıkan, hiç bir reklam ve planlamanın yakalayamayacağı sarsıcılık ve mücadele barındıran ‘Her Şey Güzel Olacak’ sözlerini, iktidarın ‘Daha güzel olacak’ diye kendine alması konum. 23 Haziran’a doğru süreç No filmindeki gibi ilerliyor. Seyredenler bilir No filmi gerçektir. Gerçeğin kayda geçmesidir.
Uzun zamandır AKP gündemi belirlemiyor, aksine muhalefet belirliyor. Psikolojik üstünlük de yapma üstünlüğü de artık muhalafette. Aynı süreçte iktidarın belirleyebildiği tek slogansa ‘Bir şeyler oldu’ oldu. Ne yapıp ne edip seçimleri alırlar, atı alıp yine Üsküdar’ı geçerler zannedilen iktidar ‘bir şeyler’ den gayrı somut bir şey diyemedi. Artık kazanarak değil kaybettiği seçimlere doyamamayla günlerini geçiriyor. En güçlü olduğu anda İstanbul’u kaybeden düşmeye başladığı 23 Haziran’da ne yapabilir? Biliyorum, çok şey yapar da, ne yapabilir karar vermiş insanların kararına karşı onu söylüyorum.



Bizim açımızdansa iktidarla hukuk, mantık, tutarlılık tartışmanın bir anlamı yok. İktidarla tartışmak için değil de bir gerçek olarak söylemenin bir anlamı var ama. İktidara bunlar geçmiyor. Dün dündür bile demiyor.” İyi ama dün ne demiştiniz?” dediğinizde ‘demedim’ diyor. 11 üyeli YSK’nın 4 yedek üyesi nasıl olur da asil üzere oradayken oy kullanır demek ki oy hakkı olan 7 asil üye çoğunlukla red kararı verdi ki yedekler devreye sokuldu demenin ne anlamı var? Yargı, yürütme ve yasamanın kendinde olduğunu söyleyen iktidarın yönetiminde, muhalefet nasıl olup da ”oy çalmış” her sandıkta iktidarın 9 görevlisi olduğu söylenirken hem de. Ve madem öyle dava açtığınız, işte hırsız dediğiniz kim var? demenin ne anlamı var? ”Hileye dair video var demiştiniz, hele bir seyredelim, nerede video?” demenin ne anlamı var?

İktidar şimdilerde dil değiştirmeye çalışıyor daha doğrusu bu yönde davranacağına dair haberler çıkıyor. Dili değiştirir mi bilmem ama dille bağını çoktan koparmış bir iktidarın dili artık bırakın muhalefeti kendi seçmenini bile inandırıyor mu? İnandırsa seçimi niye kaybetsin? Dil gerçeği değiştirir mi yoksa gerçek mi dili değiştirir yahut her ikisi birbirini mi? İktidarın direndiği de budur. Gerçeğe karşı dili değiştirmek nafile ama dili değiştirdiğiniz gibi yaşarsanız belki yeni bir tartışma açmayı başarırlar fakat geçmiş 17 yılı nereye koysun insanlar? İşte bunu geçmişi değiştirmeyi başaramazlar.

Kaybedenin kaybetme nedenlerini değiştirmediği sürece dili değişse ne olur? Dili değişince insan da değişir mi? Tartışmalı… Dili kalbinizden konuşuyorsanız insanı değiştirir belki ama karşınızdakinin de bir dili, bir kalbi olduğunu da bilmeniz gerekir…

iktidar geçmişteki partisini bundan 17 sene önce böyle terk etmemiş miydi ki şimdi terk edenlere bir şeyler söyleyebilsin?



Acı gerçekler sadece iktidara değil, muhalefete de bir şeyler anlatıyor elbette. Kaybettiğinizde çekirdek partililer hariç çevre çeper de sizi terk eder. Hatta kaybetmenize bile gerek yok bazen. Kaybedeceğinizi hissettiğinizde de terk edilirsiniz. Ve bunun tam tersi de olur.
Kazanacağınızı hissedildiğindeyse kimileri doluşur partinize.
Bu doluşmalar aynı zamanda büyüme kadar, kazanma kadar dejenere olmaya başlamaya da sebeptir.
Ancak çekirdeği sağlam, ne dediğini bilen, bildiği gibi de konuşan, konuştuğu gibi de yaşayan çekirdek belki sarsılmaz bundan.

Ama ya çekirdek tamamen doluşanlardan oluşmuşsa artık?

İmamoğlu şimdi daha büyük farkla kazanacak bu anlaşıldı. Ama esas söylemi değişmeyen çoğunluk Kürtler dün AKP’ye destek vermiş ve yüzde 50’lere tek başına ulaştırmıştı onu. Şimdi İmamoğlu’na destek veriyor ve İstanbul’da 25 yıllık tarih değişiyor. Kürtlerin esas olarak söylediği eşitlik söylemi değişmezken CHP de AKP de değişir mi?

Dil değişince insan da değişir mi? Yoksa siz değişince mi diliniz mi değişir? Dilin söylediğini ilkin söyleyenin kulakları duyar mı? Duyduğunu elleri yapar mı?
Yoksa milyonlarca insan var, bir Devran daha, bir Seher daha yazacak, bir serçe daha çizecek…

Zaman bükülür elbette!. Nasıl olursa olsun kazandım işte dediğinizde günler size başka, kaybedene başka geçer. Ama günler geçip gitse sözler, dil öyle değil.

Demirtaş’ı bir parti olarak HDP yetiştirdiyse İmamoğlu’nu da CHP yetiştirdi. Demirtaş’a ”keşke HDP’de olmasaydı!” çok dendi. Şimdi de İmamoğlu’na da keşke CHP’de olmasaydı diyen iktidar seçmenleri çok.
İyi ama o çekirdek onları yetiştirdi işte. Kim ne yetiştiriyorsa o dur, sen yetiştiremiyorsan sen de yetiştiremiyorsundur artık…

İmamoğlu’nun ziyaret ettiği bir aileden yaşlı adam şöyle söylüyordu yapılan haksızlıklara karşı ”Hepimizin izzetinefisine dokunmuştur”

 

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Yorum yapın

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Yayın öncesi İmamoğlu ve Küçükkaya ne görüştü?

Medya Blok



Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun, Nagehan Alçı’nın İmamoğlu ve yayının moderatörü İsmail Küçükkaya ile görüştüğü iddiaları hakkında açıklama yaptı.

Nagehan Alçı’nın Habertürk TV’de aktardığı iddianın üzerine İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun konu hakkında açıklama yaptı.

Alçı, “Yayından 1-2 gün önce, Ekrem İmamoğlu ile İsmail Küçükkaya’nın bir otelde buluştuğu iddia ediliyor” dedi.

Murat Ongun Odatv’ye yaptığı açıklamada özetle şunları söyledi:

“Çarşamba akşamı, İsmail Küçükkaya bizi aradı. Yayının formatına dair bizimle ve Binali Yıldırım’la konuşmak istediğini iletti. Biz de Perşembe günü Taksim’deki The Marmara Hotel’de ‘Kentsel Gelişim Çözümleri’ başlıklı bir basın toplantısı gerçekleştireceğimizi, o toplantı sonrası görüşebileceğimizi ilettik.

O gün o otelde buluştuk. Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Şükrü Küçükşahin ve ben o buluşmada vardım. Küçükkaya bize 15’er soru soracağını, 3’er dakikalık süre tanıyacağını ve formatın nasıl olacağını anlattı. Bu çizgide yapılan görüşme sonrası, İsmail Küçükkaya Binali Yıldırım ile de görüşeceğini ve bir değişiklik olursa bizi bilgilendireceğini, belirtti.

Kendisi dönmeyince, Cumartesi günü ben aradım İsmail Küçükkaya’yı. Küçükkaya da Binali Yıldırım’la telefonda görüştüğünü ve Yıldırım’ın da ‘Neyi, nasıl sorarsan sor; sana güveniyoruz’ dediğini iletti.



Engin Altay ve Mahir Ünal da bu görüşmelerin olacağını biliyordu. Nagehan Alçı’nın sanki gizemli bir olaymış gibi deklare ettiği buluşma budur” dedi.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku

Genel

Milliyet yazarına telefon: Örgüt sizi fişlemiş gelmeniz gerekiyor

Medya Blok



Milliyet gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden arandığını ve Adnan Oktar ekibi tarafından fişlendiğini öğrendiğini açıkladı.

Milliyet gazetesi yazarı Ali Eyüboğlu, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden arandığını ve Adnan Oktar ekibi tarafından fişlendiğini öğrendiğini açıkladı. Eyüboğlu, “Aleyna Tilki’ye destek vermemi, Che Guevara’nın sözlerini paylaşmamı, Londra’ya gitmemi kusurmuşçasına not etmeleri gibi A9’daki yayınlarına benzer bir yığın karalama ve iftira da var yaptıkları fişlemede.” diye yazdı.

Ali Eyüboğlu, “Adnan Oktar kimleri fişledi?” başlıklı yazısında, “Cep telefonum çaldı, baktım 0 212’li bir numara… Sabit hatları genelde bir şeyler pazarlamak isteyenler aradığından açıp açmama konusunda tereddüt ettim. Israrla çalınca açtım, arayan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü polisi çıktı ve şöyle dedi: ‘Adnan Oktar Suç Örgütü’ne yönelik operasyonu yapan ekiptenim. Örgütten ele geçirdiğimiz flaş belleklerde birçok insanın fişlendiğini saptadık, onlardan biri de sizsiniz. O nedenle İstanbul Emniyet Müdürlüğü Aklama Suçları Birim Amirliği’ne gelip, ‘müşteki’ olarak ifade vermeniz lazım.’

Sosyal medyadan, sahibi olduğu A9’un canlı yayınlarında günlerce hakkımda iftira, karalama ve hakaret dolu yayınlar yapan Adnan Oktar Suç Örgütü’nün beni fişlemesine şaşırdım mı? Hayır… Çünkü bu, Adnan Oktar Suç Örgütü’nün yıllarca uyguladığı ve çoğu kez başarılı olduğu bir yöntem” ifadelerini kullandı. “İnternet, sosyal medya ve sahibi oldukları A9 kanalından şahsıma yönelttikleri iftira, aşağılama ve hakaret dolu yayınlarla beni sustura-mayınca, işi bir adım daha ileri götürüp, 8 GB’lık flaş bellekle fişlediler beni” diyen Ali Eyüboğlu, yazısını şöyle sürdürdü:

“İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube polisleri 11 Temmuz 2018’de yaptıkları operasyonla Adnan Oktar Suç Örgütü’nü çökertince, ellerinde patladı fişleri…

Sadece beni mi fişlediler?

Hayır…



İddianame hazırlandığında ne kadar insanı fişledikleri de çıkacak ortaya…

İki cep telefonumu aylarca usulsüz dinleyen FETÖ’cü polisler gibi Adnan Oktar Suç Örgütü’nden de davacı oldum.

Milliyet’te her gün çıplak, dekolte kadınlar ve homoseksüellerin fotoğraflarını yayınladığım gibi bir sürü yalan ve saptırmanın yanı sıra Aleyna Tilki’ye destek vermemi, Che Guevara’nın sözlerini paylaşmamı, Londra’ya gitmemi kusurmuşçasına not etmeleri gibi A9’daki yayınlarına benzer bir yığın karalama ve iftira da var yaptıkları fişlemede.”

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku

Genel

Fatih Altaylı’dan olay seçim vaadi açıklaması!

Medya Blok



Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun karşı karşıya geldiği canlı yayına değinen Fatih Altaylı, gençlere sunulan vaatleri eleştirdi.

 

23 Haziran seçimlerinden önce son kozlarını paylaşmak için Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım, İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde bir araya geldi.

Tüm Türkiye’yi ekrana bağlayan canlı yayında adaylar, bir yandan soruları yanıtlarken diğer yandan da vaatlerini açıkladı. Genç kitleye de birçok vaatte bulunan başkan adaylarını Fatih Altaylı, canlı yayınında eleştirdi.

Adayların gençlere sunduğu internet vaadiyle ilgili Altaylı, “Birisi deseydi ki; ‘ben gençlerin seks kanallarına girmesini açacağım’ deseydi. Keza Ekrem İmamoğlu. O zaman sonucu etkilemiş olurdu tabii. Gençler girsin ne olacak. Ne zararı var bunun gençlere. Görüyorsun yolda direğe tecavüz etmeye çalışıyorlar.” ifadelerini kullandı.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku