Bizi takip edin…

Yazarlar

“Şeytanı güldüren ava gidip de avlanandır” Akın Olgun – YAZDI

Akın Olgun



AKP, tüm hukuksuzluğunu dayandırdığı “Milli İrade” söylemini hızla toprağa verip, mateminden de çıkarak, “sadece benim kazandığım seçim seçimdir” anlayışını fiili olarak hayata geçirdi.
31 Mart gününden, YSK’nın İstanbul seçimini iptaline giden süreçte yaşananlar, hukuksuzluk arayışlarına geçirilen kılıflarla birlikte, milyonların gözünün içine baka baka bir el koyma yöntemiyle sonuçlandırıldı.
Tek kişilik balkon konuşması ile kabullenilen yenilgi, sarayda kurulan ikna odasında devşirildi. “İstanbul’dan düşersek, Türkiye’den düşeriz” değildi mesele. Asıl dert “Reis düşerse, hepimiz düşeriz”di.
“Reis”, herkesin bildiği ve açıktan konuştuğu rant bekasının otoritesiydi ve hepsi o otoritenin üzerinden güç büyütüyor, palazlanma alanlarını genişletiyor ve elbette ortaya saçılan tüm pislik ve irin yine otoritenin üzerinden maskeleniyordu.
“Reis ile beraber”den “Reis’e rağmen”e evrilen, yani artık kendisini de aşan bir talan çarkı vardı ve bu çark kurduğu ikna odasında muhtemelen “kendine gel” diyerek omuzlarından sarsıyordu.
Reis düşerse rant düşecek, rant düşerse hepsi oyun dışı kalacaktı.
Korku, ellerinde tuttukları gücün boyunu ilk defa aşıyor ve hepsini ele geçirerek daha büyük bir suça teşvik ediyordu. O suçun adı “halkın iradesine darbe yapmak” olarak kayıtlara geçti.
Oysa adım adım bir geçiş sürecinin yaşanılmasına dair siyasi hissiyat, elle tutulur verileri olmasa da bir zemin yoklaması yapıyordu.
Zorun yarattığı hukuksuzluk, ya da hukuksuzluğun yarattığı zor kıskacından yine zora dayalı bir dönüşüm yerine, iktidarı bırakmamaya yeminli bir gücün etrafını kuşatarak ve siyaseten “teslim ol” çağrısı yaparak, sürecin bir çıkmaz içine sürüklenmesini engellemek mümkün gözüküyordu muhtemelen.
YSK üzerinde uygulanan baskı, İstanbul seçiminin iptali ve onun üzerine kurulan “yaptım oldu” darbesi bir rest olarak siyaset arenasına düştü.
Çatlaklardan, rahata yatırılmış sesler huysuzlanıyor, “şimdi ne olacak?” sorusu, yaklaşan felaketin haberini veren bir kâhinin gizemli ve ürkütücü sesini dışarıya ve derinlere taşıyor. Cevabı bilmek ile bilmemek arasında bir yerde asılı duruyor korkular.
Hem içeriden, hem dışarıdan yükselen hoşnutsuzluk ve sistem için ihtiyaç duyulan kısmi meşruluğu dahi ortadan kaldıran bu kararın, tüm kesimleri tehlikeye attığı fikri ve duygusu gittikçe ortaklaşıyor. Meşruluk zeminin kayması, gayrimeşruluk zeminin olabildiğince genişletilmesi, günümüz dünyasının Türkiyesi için bir kaosu işaret ediyor.
Açlığın, sefaletin, işsizliğin ve onun kontrolsüz öfkesinin nerede, nasıl ve ne zaman eline kızgın demiri alacağını kimse kestiremez elbette; lakin sistemin ihtiyaç duyduğu kısmi meşruluğu dahi ortadan kaldıranlar, öyle ya da böyle bununla yüzleşecekler ve sükûnete çağıracakları her şeyi ortadan kaldırdıkları için, inandırma çabaları daha büyük bir öfkeyi açığa çıkaracak muhakkak.
İktidarın, zor yöntemiyle kalmasının seçenekleri her geçen gün daha çok daralıyor. En önemlisi, bu yönteme uydurduğu hukuksuzluk ile varlığını devam ettirme, bir nevi “yargılanmama” garantisi için koz olarak kullanma, şantaj, tehdit ve rehin siyasetiyle hizaya çekme gibi tüm ataklar, “Şeytanı güldüren ava gidip de avlanandır” sözünün elle tutulur bir örneğini siyasi arenaya taşıyacak gibi görünüyor.
Muhalefetin acelesi yok. Kuşatmayı derinleştirmek için uzun zamandır atılan adımlara, muhtemelen yenileri eklenecek.
AKP içi çatlağın büyümesinin ve gayri memnun seslerin yükselerek sürece dâhil olmasının kaçınılmaz olduğu düşüncesi ve fısıltısı hâkim siyasi arenada; lakin aynı okumayı iktidar kanadının da yaptığını ve her şeyi göze alan siyasi kararların birçok örneğini defalarca göstermiş olduğunu düşünürsek, muhalefeti neyin beklediğinin bilinmezliği ile yüzleşiriz.
Gücün ve kitle desteğinin verdiği gözü kara olma hali ile kaybetmiş ve güçten düşmüş olmanın verdiği gözü kara olma hali arasında büyük bir fark olduğunu sanırım herkes kabul edecektir. İlkinde hukuki çerçevesi olan bir meşruluk, ikincisinde ise tüm hukuku rafa kaldırmış ve korkuya dayanan bir gayrimeşruluk söz konusu. İlki ile demokrasi ve hukuk içinde mücadele etmek mümkün. Peki ya ikincisi için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
AKP’nin İstanbul seçimlerini ikinci defa kaybetmeyi göze almayacağını ve bunun olmaması için her şeyi, ama her şeyi yapacaklarını, 7 Haziran seçimleri ve ardından yaşanan vahşet deneyimlerimizden biliyoruz.
Yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve tanıklıklarımız, sürecin daha da ağır, krizin daha da derin ve çıkmazın daha da büyük olduğunu ve bunun sonucunda olabilecekleri göz önünde tutmanın “olmazsa olmaz”lığını bir kez daha hatırlatıyor.
Akla ve deneyime dayalı bir siyaset öngörüsü ile tüm provokasyonlara , hukuk dışı zemine çekme ve kendisine benzeştirme dayatmalarına, inatla demokrasinin ve hukukun evrensel değerleriyle cevap vermek belki de en birleştirici siyaset olacaktır.
İktidar, karşısındakini kendine benzeştirdikçe güçleniyor çünkü.
“Savaş” dendiğinde barışı, şovenizmi ve milliyetçiliği körüklediğinde bir arada yaşamanın sözünü büyütmek temel bir hat olursa, savaştan, çatışmadan, kışkırtmalardan bıkmış milyonların gücü kendini yalnız hissetmeyecektir.
Bir ülke çığlık atıyor.
Doğası, kuşu, börtü böceği, toprağı, insanı çığlık atıyor.
Her çığlıkta, etinin koparıldığını hissediyor insan ve eğer durdurulmazsa bu kötülük, çığlıklara asılı kalacak bir ülkenin tüm umutları.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Yorum yapın

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel

Binali Yıldırım’a tuzak soru sorulur mu?

Avatar



Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu’nun katılacağı ortak yayın yarın akşam 20:00’de başlıyor.

İsmail Küçükkaya’nın moderatörlüğünde yapılacak yayın ile ilgili çeşitli bilgiler de gelmeye devam ediyor. Binali Yıldırım’ın soruları önceden istediğini söyleyen Ekrem İmamoğlu’na yanıt yine Binali Yıldırım’dan gelmişti. Yıldırım soruları almadığını ve böyle bir teklifin gelmediğini söyledi. Eğer sorular verilememişse Binali Yıldırım’ın biraz zorlanacağı belli. Çünkü geçtiğimiz günlerde yapılan NTV-Star ortak yayınında Binali Yıldırım’ın önceden soruları aldığı video ile kanıtlanmıştı. İspark ile ilgili soruları önceden alan Yıldırım’ın sorulmayan soruya bile hızını alamayıp cevap verdiğini milyonla izledi. Peki imdi ne olacak?
Binali Yıldırım2ı bekleyen tuzak sorular var. Tuzak diyoruz çünkü Binali Yıldırım’a bugüne kadar hiç malvarlığı sorulmadı. Yayına çıktığı yerler Binali Yıldırım’ın yakın olduğu yerler. Muhalif basına ise Binali Yıldırım konuşmuyor. Ama yarın Binali Yıldırım’a da Ekrem İmamoğlu’na da sorulacak ilk soru malvarlığı olacaktır. Ekrem Imamoğlu defalarca iş insanı olduğunu vurgulayarak zengin biri olduğunu söyledi. Ama Binali Yıldırım’ın oğlunun çok sayıda varlığı olduğu biliniyor. Buna nasıl cevap vereceği ise yarın akşam saatlerinde görülecek.
AK Parti içinde de garip bir sessizlik var. Bu yayını sanki AK Parti istemiş gibi yayınlar yapılıyor, yorumlar da cabası. Yıllardır Türkiye’de yapılmayan bu yayınların tek sorumlusu AK Parti iktidarıdır. Ama bu kez engelleyemediler, mecbur kaldılar. Anketler ve sokak çok kötü bir tablo çiziyor. AK Partinin kazanma ihtimali bile yok. Son hamle olarak böyle bir yol denenecek. Bu yoldan sonra da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yol haritası belli olacak.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku

Genel

AKP içinde tuhaf gelişmeler var

Avatar



İkinci İstanbul seçimlerine sayılı günler kaldı. AKP’nin İBB Adayı Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu çalışmalarına hız verdi. Yıldırım diğer seçimlerden farklı olarak bu seçimlerde ön planda çalışmalarını yürütüyor. Ekrem İmamoğlu ise bu seçimde eli daha güçlü seçime giriyor. Çünkü sadece partisi değil AKP de dolaylı olarak kendisine çalışıyor.
AKP, 31 Mart seçimlerinin kaybedilmesinin en büyük nedeninin Karadenizliler olduğunu söylemişti. 31 Mart sonrası yapılan ilk değerlendirme toplantısında vurgu yapılan konuya daha hassas yaklaşması beklenen AKP, yaptığı hamleler ile verilen oyları ve desteği de geri itti.

AKP’nin Esenler Belediye Başkanı 31 Mart seçimlerinin ardından çıkıp Ekrem İmamoğlu’nun Yunan olduğunu söyledi. Yunan ve Pontus söylemi Trabzonluları sinirlendirdi. Pontus ve Yunan söylemi üzerinden muhalefet bir ırkçılık yapsa da sonuç Trabzonluları çok sinirlendirdi. Bu söylemi ana akım medya, havuz medya da iyice işleyince Trabzon’da Ekrem İmamoğlu’nu binlerce kişi Karadeniz’de karşıladı. Yani bu söylem ile AKP’den uzaklaşan Karadenizliler, CHP’ye yanaştı.

AKP’nin 31 Mart sonrası yaptığı bir başka değerlendirme ise Kürt oylarıydı. Bölgeye çıkarma yapan AKP, 31 Mart’ta kullandığı bütün söylemleri değiştirerek Kürt seçmenini kardeş ilan etti. İşi biraz abartıp bölgeye İBB adayı Binali Yıldırım gönderildi. Ama bu da tutmadı. Binali Yıldırım Kürdistan dedi, Dersim ile ilgili sözler kullandı ama olmadı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kürdistan sözleri halen akıllarda iken Fatih Mehmet Maçoğlu’nun Dersim Belediyesi halen gündemdeyken bu sözlerin kullanılmasının seçim malzemesi olduğu herkes tarafından kısa sürede anlaşıldı. Çünkü Binali Yıldırım Diyarbakır’da Kürtçe başladığı konuşmasında Kürdistan mensubu sözlerini kullandı. Ama bu sözleri kullanan AKP’li aday kendi partisinin kazandığı Bitlis’te yapılanları unuttu. Bitlis’te kayyum döneminde dahi kaldırılmayan Kürtçe tabela AKP’li başkan tarafından kaldırıldı. Bununla da sınırlı kalmadı. Tatvan’da belediyenin Kürtçe tabelası kaldırıldı hatta ve hatta mezarlıkta bulunan Kürtçe tabela da rahatsız etmiş olacak ki o da kaldırıldı. Yerine de ‘Her canlı ölümü tadacaktır’ yazıldı. Bunların tamamı bir partinin içerisinde yaşandı.

AKP Kürt ve Karadenizli çıkışı ile Ekrem İmamoğlu’na en az 400 oy kazandırdı. Eğer seçim ağzı bir Roman açılımı da olursa bu oy farkı ciddi şekilde artacaktır.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku

Genel

İktidarın 23 Haziran için bir ‘B Planı’ olabilir

Avatar



Yüksek Seçim Kurulu (YSK) dün sandık kurullarını yasaya aykırı olarak oluşturdukları iddiasıyla, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma geçiren ilçe seçim kurulu başkanları ve seçim müdürlerinin, yenilenecek seçimlerde de görevlerine devam etmesine karar verdi.
YSK, soruşturma geçiren ilçe seçim müdürleri ile yeniden seçime gidilmesinin doğru olup olmadığı hususunda istenilen görüşe, kurulun 25 Ocak 2018 tarihli ve 2018/62 sayılı kararı ile kabul edilen Seçim Müdürlükleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Genelgeyi hatırlatarak şöyle yanıt verdi:

“İlçe seçim kurulu başkanlarının ve seçim müdürlerinin görev, yetki ve sorumlulukları 298 sayılı Kanunun 15 ve devamı maddeleri ile Seçim Müdürlükleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Genelgede belirlenmiş olup, 23 Haziran 2019 tarihinde yapılacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için ilçe seçim kurulu başkanı, seçim müdürü ve seçim personelinin görev değişikliği hususunda bu aşamada yapılacak bir işlem bulunmadığına, karar verildi.”

YSK’nın bu kararına itiraz AK Parti’den geldi. AK Parti tarafından yapılan açıklamada YSK’nın kararının yerinde olmadığı görüşü savunuldu. YSK bu itiraza bayramdan sonra yanıt verecek. YSK’nın bu tartışmalı kararı sürerken şimdi de YSK’nın İstanbul’da seçimin iptalinin gerekçesi olarak gösterdiği memur olmayan sandık görevlileri ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunu da geri çektiği öğrenildi. Bütün bu gelişmeler iki gün içerisinde yaşandı.

Baş döndüren bu gelişmeler akıllara 31 Mart öncesi ortaya çıkan ‘Hayali Seçmen’leri hatırlatıyor. Defalarca bu seçmenlerle ilgi duyuru yapan, uyarılarda bulunan muhalefet, 31 Mart’ta yapılan seçimde iktidardan gol yedi. İktidar 31 Mart öncesi sanki muhalefet ‘Hayali Seçmen’ler ile ilgili hiç uyarı yapmamış gibi ortaya çıktı. Seçimi iptal etmek için de Büyükçekmece ve daha nice merkezde ‘Hayali Seçmen’ olduğunu iddia etti.

İktidar şimdi de YSK eliyle bir hamle peşine düşmüş gibi. ‘Çaldılar’ diyen iktidar, YSK’nın kararında bir şey görmeyince şimdi de aynı kurullarla bu seçime gitmeye karar vermiş olabilir. Eğer 23 Haziran’da beklediğini almazsa ‘B Planı’ olarak 31 Mart seçimlerinde olduğu gibi yine muhalefeti suçlayabilir.

    Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...
    Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
    Öyleyse beraber yaşayalım…
    Destek olmak için;
Devamını oku