AKPli eş dostlarınızın iktidara serzenişlerini sadece ben değil siz de duyuyorsunuzdur. Ekrem İmamoğlu’na yapılan haksızlığı kabul etmediklerini de duyuyorsunuzdur. İyi ama iktidara eleştirilerini muhaliflere dahi söyleyenler iktidardan eş dostlarıyla karşılaştıklarında da böyle mi diyorlar? Kendileri biliyor. Ancak iktidar bu sözleri duysa bir dert duymasa daha büyük bir dert. AKP seçmeninin muhaliflerin safına geçmesi çok zor ama bu sitemleri tanıdıklarına dahi söylemesi daha da zordu ve şimdi olan bu. Siyasette en büyük meselelerden biri, size oy akışının olmasından çok sizin karşınızda durulmaması. Yanımızda değiller belki ama karşımızda hiç değiller. Elbette bu durum ana muhalefetin de kendi kibrinden kurtulması ile oluyor. Bir HDP seçmeni olarak, hem muhalefet hem de iktidara sirayet etmiş kibirle mücadele etmek durumunda kalıyorum çoğu zaman. Neyse, konumuz bu değil.

Kredilerle olsa da bolluk olduğunda yolsuzluklar AKP seçmeni tarafından yine görülüyordu ama kısmen de olsa bolluk paylaşıldığı için gözardı edilebiliyordu. ‘Çalıyorlar ama yapıyorlar! Hırsız bizim hırsızımız!’ bunun en sarih ifadesiydi. Kendi yarattıkları krizle birlikte yapılan bir şey olmayınca geriye ne kalıyor? Artık kendi aralarında dahi paylaşım kalmayınca geriye sadece kibir ve şatafatla muhatap olmak zorunda kalan bir AKP seçmeni kaldı. Şimdi onlar da soruyor ‘’Niye AKP’ye oy veriyorduk o halde?”

Ne diyor hepimizin gördüğü videoda başörtülü kadın? 2 üniversite bitirdim ama  iş bulamıyorum! Cevap; kocan ne yapıyor? Sorusuna cevap verilmiş gibi yapılan bir kadın evine sorununu çözmüş olarak değil asla çözemeyeceğini anlayarak gidiyor o akşam.

”Okullarda, resmi dairelerde başörtüsüne özgürlük mücadelesini ne diye yaptım? Kocam sorulsun diye mi? Oysa ben, özgür olmak, üretmek için direnmemiş miydim, ki bugün bunu dillendirmek zorunda kaldım!’’ demiş midir içinden, böyle mi düşünür bilemem ma eve kederle ve umarsızlıkla gittiği sesinin tonundan belli oluyordu.

Özgürlük, iş olmadan olmuyormuş. Ekmek olmadan olmuyormuş…

AKP seçmeni olup, iktidara karşı ikili tavır takınan birisi varsa bu onun sorunu öncelikle. Teklikler iktidarında ikili olunamaz elbette ama sanırım demokrasi nedir ve neden gereklidir diye de düşünüyorlar mıdır? İkili tavrınızın biri dışınıza takındığınız pozsa ikincisi içinizdedir ve o öyle poz vermez. Bugünler kimi iktidar yazarlarının içini dışına çıkaran yazılarıyla dolu. insan bir kez inçinden konuşmaya başladı mı dışı da ona göre şekilleniyor.

İktidarın yarattığı bu ‘’söyletmeme, söyleyememe”, duymama hali ilk olarak bizatihi kendisini sarsıyor ve çarpıyor. Duymadığı dünyasında bir başka gerçek var sanıyorken çarpıldığı dünyanın gerçeğiyle karşılaşıyor. İstanbul’da mesela. Sözlerini söyleyemeyenler ise içlerine attıklarıyla nasıl bir travma ile yaşıyorlardır. Dostoyevski günlerindeyiz belki. Rusya’nın S400’ünden çok edebiyatı lazım şimdi. Esas korunma orada saklı.

İktidarın aksine muhalif insanlar, sözünde durduğu için o yerden düşünüyor ve konuşuyor. O yer cesaretli ve itaat etmeyen yer olduğu için bu değerlerle konuştuğunuzda iktidar böbürleniyor: bakın biz de özgürlük var, yoksa konuşamazlar!

Şöyle diyor Süleyman Soylu: ”Erdoğan’ın ülkesinde bugün herkes kendisini ifade ediyor, kimse korkmuyor, kimse çekinmiyor”. Soylu’nun bahsettiği olaylar Türkiye’de değil ‘Erdoğan’ın ülkesi”nde geçiyor biz Türkiye’de başka bir şey yaşıyoruz ama buna takılmadan devam edeyim. Sadece ben değil AKP seçmeni de biliyor, tüm baskılara rağmen ister AKP seçmeni ister muhalif oldun ortalık ”cezaevine atsalar da konuşacağım” videoları ile dolu. Ülkenin yarısı niye ‘terörist’ ilan edilmişti, elbette susalım diye. Pişkinlikle bu ortamı kendinin yarattığını söylüyor. Cesaretinizi de kendine apartmaya çalışıyor. Oysa cesaret gasp edilebilir bir şey değildir… (İsterlerse beni tutuklasınlar röportajlarından biri:

31 Mart’ta öncesinden farklı olarak, iktidar şimdi niye değiştiriyor sözlerini? Nihayet ‘Beka’ meselesinin artık olmadığına dair herhangi bir açıklamaları olmadı. Belli ki propaganda olarak söylediklerine karşı ciddi bir direnç var. Belli ki artık söyledikleri insanların içine geçmiyor, tam tersine içinden geçenler dışına duruş olarak yansıyor ve sandıkta da öyle duruyorlar. Göründüğü gibi değil olduğu gibi görünmeye başlıyor artık insanlar.

Şimdi iktidarın da içi dışına çıkıyor ve şöyle diyor Numan Kurtulmuş; Önce 23 Haziran’ı geçelim, ondan sonra gerekirse siyasi bakımdan tövbe istiğfar ederek yanlışlarımızdan kurtulacağız.

‘Gerekirse’ ifadesi buz gibi sırıtıyor Kurtulmuş farkında dahi olmadan. Onun içinden bunlar geçerken halkın içinden; seçimi kazanırsa tövbe gerekmeyecek, kaybederse gerekecek geçiyor. İyi ama doğru ya da yanlışın kazanıp kazanmakla ne ilgisi olabilir diye de geçiyor…

31 Mart’ta öncesinde AKPlilerden ne çok duyuyordum ‘Partiye ders vermek’ gerek diye. Halkın gerekçeli kararı buydu. İyi ama iktidar, kendisine ders vermek isteyen seçmenini ikna etmek için  ‘çaldılar  da kazandılar’ diyerek ne demiş oluyor seçmenine? ‘’Çaldılar değil biz konuştuk, biz konuştuk’’  derler mi? Madem bizi anlamıyorsunuz diyerek mırıldanmak yerine bağırmaya başlarlar mı? Bu haliyle 23 Haziran İmamoğlu ile Yıldırım arasında olan bir seçim değil. Bir yandan da AKPlilerin AKP yönetimine sesini duyurma seçimi bu. Ses duyulsa da artık idare edilebilirler mi? İşte ona da Kurtulmuş cevap veriyor, ”Seçimi kaybedersek duyarız”. O halde AKP seçmeninin tek seçeneği kalıyor.  İmamoğlu AKPli seçmeni de duyuyor ve bunu AKP de biliyor…

Total
0
Shares
İlginizi çekebilir

Kayyum tehlikesinin farkında mısınız? Fırat Yeşilçınar YAZDI

31 Mart seçimleri de 23 Haziran seçimleri de geride kaldı. Seçimin faturası…

Ormanlar yangınları ve Kül sesleri – Akın Olgun YAZDI

Çok yandık, çok yakıldık ve her defasında “yine yakacağız” diyen sesleri duyduk.…

Ay Dilbere bir nedir? – KEMAL BOZKURT YAZDI

Dil bir emirdir diyor Deleuze* öğrencilerine verdiği derste. Bilgi emirden sonra gelir…