AKP, tüm hukuksuzluğunu dayandırdığı “Milli İrade” söylemini hızla toprağa verip, mateminden de çıkarak, “sadece benim kazandığım seçim seçimdir” anlayışını fiili olarak hayata geçirdi.
31 Mart gününden, YSK’nın İstanbul seçimini iptaline giden süreçte yaşananlar, hukuksuzluk arayışlarına geçirilen kılıflarla birlikte, milyonların gözünün içine baka baka bir el koyma yöntemiyle sonuçlandırıldı.
Tek kişilik balkon konuşması ile kabullenilen yenilgi, sarayda kurulan ikna odasında devşirildi. “İstanbul’dan düşersek, Türkiye’den düşeriz” değildi mesele. Asıl dert “Reis düşerse, hepimiz düşeriz”di.
“Reis”, herkesin bildiği ve açıktan konuştuğu rant bekasının otoritesiydi ve hepsi o otoritenin üzerinden güç büyütüyor, palazlanma alanlarını genişletiyor ve elbette ortaya saçılan tüm pislik ve irin yine otoritenin üzerinden maskeleniyordu.
“Reis ile beraber”den “Reis’e rağmen”e evrilen, yani artık kendisini de aşan bir talan çarkı vardı ve bu çark kurduğu ikna odasında muhtemelen “kendine gel” diyerek omuzlarından sarsıyordu.
Reis düşerse rant düşecek, rant düşerse hepsi oyun dışı kalacaktı.
Korku, ellerinde tuttukları gücün boyunu ilk defa aşıyor ve hepsini ele geçirerek daha büyük bir suça teşvik ediyordu. O suçun adı “halkın iradesine darbe yapmak” olarak kayıtlara geçti.
Oysa adım adım bir geçiş sürecinin yaşanılmasına dair siyasi hissiyat, elle tutulur verileri olmasa da bir zemin yoklaması yapıyordu.
Zorun yarattığı hukuksuzluk, ya da hukuksuzluğun yarattığı zor kıskacından yine zora dayalı bir dönüşüm yerine, iktidarı bırakmamaya yeminli bir gücün etrafını kuşatarak ve siyaseten “teslim ol” çağrısı yaparak, sürecin bir çıkmaz içine sürüklenmesini engellemek mümkün gözüküyordu muhtemelen.
YSK üzerinde uygulanan baskı, İstanbul seçiminin iptali ve onun üzerine kurulan “yaptım oldu” darbesi bir rest olarak siyaset arenasına düştü.
Çatlaklardan, rahata yatırılmış sesler huysuzlanıyor, “şimdi ne olacak?” sorusu, yaklaşan felaketin haberini veren bir kâhinin gizemli ve ürkütücü sesini dışarıya ve derinlere taşıyor. Cevabı bilmek ile bilmemek arasında bir yerde asılı duruyor korkular.
Hem içeriden, hem dışarıdan yükselen hoşnutsuzluk ve sistem için ihtiyaç duyulan kısmi meşruluğu dahi ortadan kaldıran bu kararın, tüm kesimleri tehlikeye attığı fikri ve duygusu gittikçe ortaklaşıyor. Meşruluk zeminin kayması, gayrimeşruluk zeminin olabildiğince genişletilmesi, günümüz dünyasının Türkiyesi için bir kaosu işaret ediyor.
Açlığın, sefaletin, işsizliğin ve onun kontrolsüz öfkesinin nerede, nasıl ve ne zaman eline kızgın demiri alacağını kimse kestiremez elbette; lakin sistemin ihtiyaç duyduğu kısmi meşruluğu dahi ortadan kaldıranlar, öyle ya da böyle bununla yüzleşecekler ve sükûnete çağıracakları her şeyi ortadan kaldırdıkları için, inandırma çabaları daha büyük bir öfkeyi açığa çıkaracak muhakkak.
İktidarın, zor yöntemiyle kalmasının seçenekleri her geçen gün daha çok daralıyor. En önemlisi, bu yönteme uydurduğu hukuksuzluk ile varlığını devam ettirme, bir nevi “yargılanmama” garantisi için koz olarak kullanma, şantaj, tehdit ve rehin siyasetiyle hizaya çekme gibi tüm ataklar, “Şeytanı güldüren ava gidip de avlanandır” sözünün elle tutulur bir örneğini siyasi arenaya taşıyacak gibi görünüyor.
Muhalefetin acelesi yok. Kuşatmayı derinleştirmek için uzun zamandır atılan adımlara, muhtemelen yenileri eklenecek.
AKP içi çatlağın büyümesinin ve gayri memnun seslerin yükselerek sürece dâhil olmasının kaçınılmaz olduğu düşüncesi ve fısıltısı hâkim siyasi arenada; lakin aynı okumayı iktidar kanadının da yaptığını ve her şeyi göze alan siyasi kararların birçok örneğini defalarca göstermiş olduğunu düşünürsek, muhalefeti neyin beklediğinin bilinmezliği ile yüzleşiriz.
Gücün ve kitle desteğinin verdiği gözü kara olma hali ile kaybetmiş ve güçten düşmüş olmanın verdiği gözü kara olma hali arasında büyük bir fark olduğunu sanırım herkes kabul edecektir. İlkinde hukuki çerçevesi olan bir meşruluk, ikincisinde ise tüm hukuku rafa kaldırmış ve korkuya dayanan bir gayrimeşruluk söz konusu. İlki ile demokrasi ve hukuk içinde mücadele etmek mümkün. Peki ya ikincisi için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
AKP’nin İstanbul seçimlerini ikinci defa kaybetmeyi göze almayacağını ve bunun olmaması için her şeyi, ama her şeyi yapacaklarını, 7 Haziran seçimleri ve ardından yaşanan vahşet deneyimlerimizden biliyoruz.
Yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve tanıklıklarımız, sürecin daha da ağır, krizin daha da derin ve çıkmazın daha da büyük olduğunu ve bunun sonucunda olabilecekleri göz önünde tutmanın “olmazsa olmaz”lığını bir kez daha hatırlatıyor.
Akla ve deneyime dayalı bir siyaset öngörüsü ile tüm provokasyonlara , hukuk dışı zemine çekme ve kendisine benzeştirme dayatmalarına, inatla demokrasinin ve hukukun evrensel değerleriyle cevap vermek belki de en birleştirici siyaset olacaktır.
İktidar, karşısındakini kendine benzeştirdikçe güçleniyor çünkü.
“Savaş” dendiğinde barışı, şovenizmi ve milliyetçiliği körüklediğinde bir arada yaşamanın sözünü büyütmek temel bir hat olursa, savaştan, çatışmadan, kışkırtmalardan bıkmış milyonların gücü kendini yalnız hissetmeyecektir.
Bir ülke çığlık atıyor.
Doğası, kuşu, börtü böceği, toprağı, insanı çığlık atıyor.
Her çığlıkta, etinin koparıldığını hissediyor insan ve eğer durdurulmazsa bu kötülük, çığlıklara asılı kalacak bir ülkenin tüm umutları.

about

Medya Blok’a katkı yapmak, kendine katkı yapmaktır…

Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...

Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
Öyleyse beraber yaşayalım… Katkı için...
Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

CHP’de liyakat, HDP’de sıfır ekonomi – Fırat YEŞİLÇINAR yazdı

31 Mart seçimlerinin de 23 Haziran seçimlerinin de üzerinden uzun bir süre…

AKP içinde tuhaf gelişmeler var

İkinci İstanbul seçimlerine sayılı günler kaldı. AKP’nin İBB Adayı Binali Yıldırım ile…

Kibire karşı Haysiyet seçimi – Kemal Bozkurt – YAZDI

Her şey çok sıcak, öyle sıcak ki ne muhalefet ne iktidar ne…