Her şey çok sıcak, öyle sıcak ki ne muhalefet ne iktidar ne olduğunu tam olarak anladı. Ben de anlamaya çalıştığım için yazıyorum. Anladıkça yazacak, yazdıkça anlayacağım sanırım. Bu haliyle İmamoğlu’nun ‘herkes konuşsun’ demesi kritikleşiyor. Konuştukça var olur, sustukça kahroluruz çünkü. Herkesin artık konuştuğu yerde de kimi susturabilirsiniz? Davutoğlu bile konuşuyor baksanıza. Üç yıl sustum dediği bir ülkede halklar her şeye rağmen konuşuyordu oysa. Halkın arkasına saklanıp, önündeymiş gibi yaptırır mı halklar ona, pek sanmam…

‘’Şu anda İstanbul’da olmak vardı’’ demek için şimdi İstanbul’da ne olduğunu, bu umudu kimlerin yarattığını da iyi biliyor olmak gerekir.

Olmaz sandığımız şey kısa bir sürede olunca anlamak ve anladığını sindirmek de biraz zaman alıyor.

‘Olmaz sandığımız şey’ dediğime bakmayın oluyor olduğunu da biliyorduk. Hem muhalefet hem iktidar biliyordu ama olunca bir başka oluyor insan işte.

‘Bilmek’ başlı başına durumumuzu da ruhumuzu da izah etmiyor sanırım. Nihayet insan öleceğini de bilir ama ölüme yaklaştıkça bir çoğu sarsılıyor işte. Bilmek başka yapabilmek başka. Hatta ‘yaptıkça biliyoruz’ demeliyim. Yapmanın gücüyle şimdi geleceğimizi de biliyoruz. Olmasını istediğimiz şeyler olunca da haliyle şaşırmıyoruz. Muhalefetin 25 yıl sonra İstanbul seçimlerini bu sakinlikle ama bir yandan da diğerini itmeyen tam tersine kendine çeken bir mutlulukla kutlamasının sırrı da burada gizli olmalı.

Tüm bunlar kısa bir zamanda oldu dediğime de bakmayın kısa bir zaman değildi ama objektif olarak da öyleydi; üç ayın içinde oldu her şey. Senelerdir baskılara rağmen, işsiz bırakılmalara rağmen, hapishanelere rağmen, aşağılanmalara rağmen yerinde duran insanlar bugün de ülkeyi durdurdu olduğu yerde.  Adını üç ay önceye kadar çok az insanın bildiği İmamoğlu elbette bunu üç ayda başarmadı. Yıllardır sabırla, metanetle yerinde duran insanların sembolik kişisi oldu İmamoğlu. Elbette bir yetenek de vardı ama yetenek, gerçek öyle olmasaydı soyut kalırdı.

Fakat yine de muhalefetten önce (halkı kastetmiyorum parti yönetimlerini kastediyorum) iktidar idrak etti olan biteni. İdrak ettiği için suçu kendinde aramak yerine İmamoğlu’na oy verenlerde arıyor sorunu. AK parti seçmeninden, HDP, CHP, İyi Parti, Mhp seçmenlerine kadar İmamoğlu’na oy veren herkesi suçluyorlar. İdrak ettikleri için böyle yapıyorlar. Bittiklerini bildikleri için halka direniyorlar.

Bu seçimin ekonomik krize karşı halkın tepkisiyle böyle sonuçlandığını düşünmüyorum. İmamoğlu seçilince krizin biteceğini kim düşündü ki? Bu bir etkendi ama sadece bir etkendi nihayet. Esas olan kibire, aşağılanmaya karşı haysiyet seçimiydi. İnsanlar yıllar önce haksızlığa uğradığını düşündüğü Erdoğan’ı nasıl sahiplendiyse şimdi de İmamoğlu’nu öyle sahiplendi. Bu haliyle halk duruyor durduğu yerde, yer değiştirense iktidar. Böylece halklar eski kadim davranışında, sözünde duruyorken, iktidar yer değiştirdiği için bunu yaşıyordu. İktidar zaten öyleydi de diyebiliriz ve haklı da oluruz bunda. Ama burada bahsettiğim, insanların meseleyi büyük bir kalabalıkla böyle görmesi ve tartışmasız kabul etmesi.

13 bin insanı duymayan iktidara karşı halk daha yüksek bağırdı; 806bin 14 kişiye ne dersin?

İstersen 80 milyon da yapabilirim, ya buna ne dersin?

Muhalefetin geriden gelip yıllar sonra seçimi kazanması çok büyük bir enerji istiyorken iktidarın kaybetmesi ise çok büyük bir rehavet ve kibir istiyordu. Öyle de oldu. Büyük bir seçimdi bu…

AKP söylemlerini sürekli değiştirerek dilden, dilin tutarlılığından koptuğu gibi halkı duymayarak gerçeklerden de halktan da iyice koptu. CHP ise halkın kadim hasreti olan eşitlikten bahsederek halkla tekrar kaynaştı. Bu da ne yeni bir dil ne de tek bir dildi. Çok dilli olmak birlik olmaktı. Şimdi bunu tüm ülke gördü ve duydu. Tek dil böler çok dil birleştirir…

Nasıl da birleştik ama her dilden danslarla 23 Haziran akşamı…

Yeni olan hiç bir şey yok yani bu seçimlerde. Yeni olan eşitlik özgürlük ve barış…

Demirtaş’In tutumu da bu haliyle eski bir tutumdu; sade ve eski. İnsanlığın hangi aşamalarda nasıl tavır alarak oluştuğunun efsane tavrı…

Muhalefetin birbiriyle tartışmak yerine birbirini duyduğu bir seçimdi yaşadığımız. Birbirlerini kabul eder ya da etmezler o ayrı biliyorum ama duymak, konuşmanın ilk başlangıcıydı. Duymadan konuşmayı öğrenmek mümkün değil. İktidar artık duymadığı halkın dilinden uzaklaşıp kendi tek diline dönüşürken muhalefet, halkın her diline bağlanıyor. (Bağlandı diyemem, bağlanıyor olması bağlanacağı anlamına da gelmez ama buradan geriye dönmek de biraz zor.)

Kutsallaştırdıkça, yücelttikçe ulaşamayacağımızı düşündüğümüz eşit ve özgür ve onurlu bir yaşam artık elimizle değebildiğimiz seviyede. Birbirimizin gözüne bakıyoruz. Ki insan bazen olamayacağını düşündüğü şeyleri yüceltmez mi? Artık bu kavramlar ve bu yaşam; yüce değil, normal ve olağan olan. İktidarı asla yenemeyiz diye sosyal medyada çok söylenirken iktidarın halkın kararlığı karşısında yapabileceği bir şey olmadığını da görmüş olduk. Halk iktidarın tek diline, kibrine karşı birbirinin çok dilini duydukça çok hızla oldu her şey. Gezi’nin elele duran insanlarının 23 Haziran’da olgunlaşmasıydı bu…

Esas olarak hiç kimse yola çürüyeyim diye çıkmaz. Çıkmaz ama bu detay gözükenlere dikkat etmediğinde yavaş yavaş neden çürümesin insan. Çürüdüğünü fark etmeyebilir de. Halk çürümeye karşı en güçlü ilaçtır.

Bu ay Temmuz’un 2’sinden ibaret benim için. Madımak Katliamının yıl dönümü. 23 yaşında bir bilgenin, ‘Bir insan Ömrünü neye vermeli?’ diyen Hasret’imizin ayı.

about

Medya Blok’a katkı yapmak, kendine katkı yapmaktır…

Dağılmıyoruz, toplanıyoruz...

Basının, gazetecilerin en büyük meselelerinden birisi de yazmak kadar haberlerin okurlara ulaştırılması. Haberler duyulmasın, okura ulaşamasın diye dağıtım şirketleri, medyalar, ajanslar tek elde toplanırken gazeteciler, toplum tam aksine çok el oldu. Haber yazan ellerimiz kadar Medya Blok’a gelmeyi tercih eden elleriniz bizi buluşturuyor. Buluşmanın sebebi olan harflerin nasıl yan yana geleceği meselesine bir ruh, ’nasıl bir yaşam?' olarak bakan bizimle belki dayanışmak istersiniz diye bir not düşmeliyiz. Elbette size verdiğimiz haberler, makaleler akşam karnınızı doyuracağınız bir ekmek değil ama haberin artık yaşam demek olduğunu da hepimiz biliyoruz.
Öyleyse beraber yaşayalım… Katkı için...
Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi çekebilir

İzmir’de Türk İntikam Tugayı mesajlı tehdit: Atık toplayanlar ve el arabası ile simit satanlar Kürt. Simit satın alanlar öldürülecektir

İzmir’in Tuna Mahallesi’nde evlerin pencerelerine bırakılan ırkçı Türk İntikam Tugayı (TİT) imzalı…

Kurban eti üzerinden ırkçılık: Herkese et gönderdim Kürt hariç

Efe adlı bir sosyal medya kullanıcısı Kurban Bayramı ile ırkçı bir paylaşım…

Selvi: Burnuma kokular geliyor

Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı…