Her kesimi kendi gündemi içinde oyalamak, her sesi kendi içinde tutarak boğmak, her itirazı kendi alanı içinde izole ederek etkisizleştirmek, iktidarın çok uzun zamandır kullandığı bir taktik. HDP belediyelerine atanan kayyımlar ve ardından yaşananlar, CHP’ye dönük söylemler, Canan Kaftancıoğlu’na dönük cezalandırma, Kılıçdaroğlu’na yumurtalı saldırı gibi ardı ardına gelen ataklar, gündemin, gündemlerin üst üste binmesine ve seslerin birbirine karışmasına sebep oluyor.
Özel olarak HDP’ye karşı geliştirilen hamleler, kayyım siyasetini, iradenin gasp edilmesini gözden uzaklaştırırken, ortaya konan tepkileri de bir köşeye sıkıştırıyor.
Seslerin üst üste bindiği, her gün milletvekillerinin iteklenip, hırpalanıp, hakaret ve saldırılarla baş başa kaldığı, itirazın yükseldiği her yerde polis kalkanlarının abluka ördüğü, demirbaş şoven kıtalar eliyle provokasyonların organize edildiği bir dalga bu.
Milletvekillerinin sürekli polis tarafından hırpalanan görüntülerinin ortalığa düşmesinden, hiç ama hiç rahatsız değil, aksine bu görüntülerden, her şeyi yapabileceğine dair bir güç gösterisi sunuyor tüm topluma.
Milletvekillerinin birer militan olduğu algısını, arka arkaya sıraya soktuğu “terör, terörist” cümleleriyle baş göz edip, ekranlardan, tartışma programlarından, gazete manşetlerinden, köşe yazılarından hücum borusunu öttürüyor.
Zayıflığı yokluyor, her hamlesine gelen tepkileri sahada ölçüyor ve yeni bir hamle ile baltasını sallıyor. “Milletvekillerine bunu yapan bize neler yapmaz” mesajı o kadar hızlı yayılıyor ki, sesler boğazda takılı kalıyor.
HDP, tüm emniyet bürokrasisinin saha içi ve saha dışı araçlarıyla baş başa kalmış gözüküyor. İktidar ile HDP arasında bir gerginlik varmış seviyesinde yapılan usturuplu açıklamalar, kaş göz arasında son buluyor. Birçok yerde, “tamam, dağılıyoruz arkadaşlar” seslenişi, “demokratik görev” anlayışının bile gerisine düşerek, iktidar ile baş başa bırakılan HDP’ye “kolay gelsin” dilekleri sunuyor.
Sanki faşizmin sorumlusu Halkların Demokratik Partisi-miş gibi yapan ve sanki buna karşı mücadele bir tek onun sorumluluğundaymış gibi seyreden hal, aslında oldukça yaralayıcı. Bütünlüklü bir karşı koyuşun ortak zemini, bu kadar kaygan hale getirilirse, o zemin üzerinde tek başına HDP’nin durması zorlaşacak ve zincirleme bir sürükleniş kaçınılmaz olacaktır. İktidar için HDP’nin hedef tahtasına konulması, asıl olarak Türkiye demokrasi mücadelesinde yakalanan ortaklığı parçalayıp, dağıtıp daha kolay lokma haline getirmek üzerine kurulu.
Tam bu noktada, yaratıcılığın önünü açmak ve ortak bir direniş aklını inşa etmeyi hızla tartışarak alana yansıtmak, zemini kayganlaştırmaya çalışan iktidar hamlelerine de doğru bir cevap olabilir.
Kayyımlara karşı, HDP milletvekilleri ve belediye başkanlarının öncülüğünde başlayan inatçı mücadele çok çıplak. Onun karşısına dikilen gücün, baskı ve şiddeti organize etmedeki kabiliyeti de öyle.
Bu kabiliyeti, sadece elindeki baskı ve şiddet araçlarından gelmiyor. Dağınıklık, birçok yerde küçük küçük toplanmaların ve bir anda şiddetle bastırılmaların yarattığı psikoloji, sesin kendine aradığı meşruluk zemininin hızla kriminalize edilerek dağıtılması, hazırlıksız ve görünürlüğü zayıflatan itiraz biçimlerinin tekrarı ve en önemlisi kitlelerin yaşananlardan yorgun düşmüş olmasının toplamından geliyor.
Kitle psikolojisini okumayan ve kendisi başlarsa, herkesin peşinden geleceğini düşünen yanılgıyı da buna eklemeliyiz. Hayatın ve yaşananların, yaşatılanların gerçekliği, hiç de öyle üstünden atlanacak bir mesele değil.
Sürekli dayak yiyen, yerlerde sürüklenen, işinden edilen, cezaevlerine doldurulan, fişlenen, haklarında yüzlerce yıla varan cezalar istenen, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin keyfiyeti ile karşı karşıya kalan, bombalanan, paramparça edilen, televizyonlarda, gazetelerde, tartışma programlarında hedef gösterilen bir mücadele kitlesi bu.
Her zorlamalı süreç te sokağa inen baskı ve şiddet, vahşet görüntülerini, çığlıkları, acıları, hafızanın içinden dışarıya çıkarır. 6-7 Eylül, Maraş, Sivas, Cizre, Sur, Nusaybin hemen hepsi bu hafızada hala canlı duruyor. Çünkü işkence, baskı, şiddet, katliam sadece insanları çözmek, onlardan bilgi almak, iradelerini kırmak için yapılmaz. Asıl neden, yükledikleri acının ve izlerin, kuşaktan kuşağa aktarılarak, başlarına neler gelebileceğinin her zaman hatırlanabilir olmasını sağlamaktır.
Öyleyse, demokrasi mücadelesinin tüm demokratik yol ve yöntemlerini belirlerken, bu hafızayı da dikkate alan bir yerden düşünmek, bir “ses tutulması”nın da önüne geçecektir.
Sesi, sesleri bir araya toplayacak, orayı çekim merkezi haline getirecek yaratıcılıkla besleyecek, dayanışma ağını güçlendirerek, hem içeriden, hem dışarıdan temsil gücü yüksek katkıları taşıyacak ve meşruluk zeminini genişletecek bir hamle, çok şeyi değiştirebilir.
Ankara’da, İstanbul’da iktidarın alanını en azından daraltacak, kayyımlarla kadın cinayetlerinin, hukuksuzluk ile çocuk tecavüzlerinin, gasp, talan ile adaletsizliğin birbiri ile olan bağını daha görünür kılabilecek, tüm milletvekillerinin, demokratik toplum örgütlerinin, sanatçıların, aydınların katılımıyla her gün Ankara’nın, İstanbul’un göbeğinde inat edecek bir merkezi mücadele inşası, herkese bir nefes sağlayabilir.
Sesi, sesleri Kürt illerine sıkıştırarak, derdi “izole” etmeye, dermana ortak olabilecekleri de uzak tutmaya çalışan o iktidar şiddetine karşı, ülkenin batısından seslenmek, demokratik iradenin kolay bir lokma olmadığını hissettirmek olacaktır.
Kayyımlar, Türkiye demokrasi mücadelesinin bir sorunu ise dert de, derman da ortak demektir.

You May Also Like

Kayyum tehlikesinin farkında mısınız? Fırat Yeşilçınar YAZDI

31 Mart seçimleri de 23 Haziran seçimleri de geride kaldı. Seçimin faturası…

Ormanlar yangınları ve Kül sesleri – Akın Olgun YAZDI

Çok yandık, çok yakıldık ve her defasında “yine yakacağız” diyen sesleri duyduk.…

Ay Dilbere bir nedir? – KEMAL BOZKURT YAZDI

Dil bir emirdir diyor Deleuze* öğrencilerine verdiği derste. Bilgi emirden sonra gelir…