Dil bir emirdir diyor Deleuze* öğrencilerine verdiği derste. Bilgi emirden sonra gelir ve hatta önemsizdir, enformasyon olması ancak usülen gerekir mealinde anlatıyor. Dil bir emirdir. Duymanız ve yapmanız için.

Dodan Batman’da bir kafede Ay Dilbere’yi söylerken elinden mikrofonu çekilip alınınca haber oldu. Haber oldu dediğime bakmayın ‘’dil bir emir değil ifadedir, var oluştur’’ diye düşünenler bunu haber yaptı. Ki o da birazdan haber yapmayanlara değil, yapanlara söylenmeye başlayacaktı. Onun duyulmasını istemediği bu haberde enformasyon başat olandı. Kimin elinden, ne zaman, hangi şarkı söylenirken, nerede alındı mikrofon?

Yani haberciler Dodan’a merakından değil ‘Kimin elinden mikrofon alındı?’ sorusuna yanıt vermek için adını yazacaktı.

Ay Dilbere’yi söylerken elinden alındığına göre bu şarkıya da bakmalıydım Kürtçe bilmeyen gözlerimle, ne anlatılıyor acaba diye. Kürtçe bilmiyordum ama Kürtleri de mi bilmiyordum. Bir kez daha öğrendim, Feqiyê Teyran yazmış bu şiiri ve 1600’lerde yaşamış. Malı mülkü bir kenara bırakıp kuşlarla konuşmaya başlamış efsaneye göre. Ölüm döşeğinde kuşlar gelip konmuş yanına ve kanat çırpışları bir hayatın nasıl yaşandığını anlatmış bize. Bir kuşun kanat çırpacağı ölüme kavuşmak… Kim ölünce bir kuş kanat çırpar? Kuşların hocası denmiş bu yüzden de ona.

Bildiklerim eksikleriyle birlikte böyle.

Kuşların dahi dilini bildiği efsane olan bir şairin sözleri yüzyıllar sonra ‘dilsizsin sen!’ diye kesiliyor. Dodan açıklama yapıyor sonrasında. ‘Dil bir emirdir’i anlamış biri olarak. Kafenin ruhsat sorunları var, politize edilmemesi gerekir diye ve diye ve diye ve diye konuşuyor. Ve böylece kendisi de tersinden politize ediyor durumu. Ki bir sanatçının elinden ruhsatsız sokaklarda dahi mikrofon alınmaması gerekirken o bunu da sorun etmiyor, ruhsat da ruhsat diyor. Oysa bir sanatçı sahneye çıktığında bir başkasının dili susar ancak. Artık ruhsat ifadenindir. Dilin ruhsatını kim verir? Emir politiktir. Belli ki dil bir var oluştur denmesini şahsi olarak kendisiyle dayanışma olarak düşünmüş ve ben sizinle dayanışmam demiş oluyor Dodan bu açıklamasıyla. Ve dayanıyor insanların anasıyla babasıyla kendi dilinde konuşamadığı günlerin kapısına. Ahmet Kaya’nın ‘Kürtçe klip yapacak bir cesaretli insan arıyorum’ dediği günlerin kapısına. Dile değil şahsına destek zannetmiş olan biteni anlaşılan. Söylediği şarkıyı kendisi de duymaz mı insanın? Bir diğer anda bundan hemen öncesinde Türkçe olarak söylense de ‘’çok politize edildi!’’ diye geri çekiliyor Susamam’dan biri de tıpkı böyle. Demek dil neyi ifade ettiğine göre de suçlanıyor. İster Türkçe ister Kürtçe itiraz etmemelisin deniyor emrin ortak diliyle. Bir baba oğul aralarında konuşarak yürürken dışarıdan bir ses onlara şöyle sormuştu geçen sene ‘Kürt müsünüz, Suriyeli mi? Kürdüz cevabı gelince ırkçılığın dili mermi olmuştu bedenlerinde.

Yok sayıldığı kadar var sayılıyor dil de insanlar da. O dili duyduğun anda ya o tarafa bakmayacaksın ya da susturmak için bakacaksın! Dil bir emirdir. Zora düşmüş bir insan Türkçe olarak feryat ettiğinde Türkiye’de yaşayan herkes anlar ve bilir. İyi ama ya bir Kürt feryat ettiğinde Kürtlerden gayrı kim anlar gözyaşları olmasa? Ki ağlamayabilir de insalar kahır çekerken. Sesinin tonundan kalbininin atışından da mı anlamayız? Kalp hangi dilde atar, ki onu anlarız? Kalbini anladığımızın dilini anlayamaz mıyız? Anladığını idrak etmek ya da etmemek, tavır almak ya da almamak ayrı bir konu ama nihayet ne olup bittiğini ne dendiğini bilir insan? Bilir mi?

Kürtler Türkçe’yi biliyorken hem de artık çok iyi biliyorken bin yıldır kardeşiz dediğimiz bir halkın dilini insan bilmez mi?

Dil ölmez beden ölür… Hangi söz kaybolup gitmiş. Atmosferde o topraktan bu toprağa gezmez mi sözler? Ses tellerinin titreşimi bir toprağa çarptığında işlemez mi toprağa?

Kuşların dilini bilenlere karşı hangi dille konuşulur?

Kürtler susunca daha mı çok konuşulur, yoksa yalnızlaştıkça dil de yavanlaşır mı? Yalnızlaştıkça dışına değil içine mi konuşur insan? Kalp o içe doğru akan titreşimleri kaldırabilir mi? Ya da titreşimsiz kalan bir kalp ne yapar?

Feqiyê Teyran susunca kuşlar da susar mı…

Ay Dilbere yazılırken habersizdik ingilizceden. Şimdi yüzyıllar sonra işimize yaramaz değil mi İngilizce kadar Kürtçe? Kuşların, doğanın dilini bilmek ne işe yarar ki, değil mi?

İnsan bildiği dilde dahi hissettiklerini bazen anlatamıyorken, kelimeler yetmiyor diyorken, bir de zaten bunları anlatmamalısın denilen diyarlarda ne anlatacağız birbirimize?

*

İlginizi çekebilir

Kayyum tehlikesinin farkında mısınız? Fırat Yeşilçınar YAZDI

31 Mart seçimleri de 23 Haziran seçimleri de geride kaldı. Seçimin faturası…

Ormanlar yangınları ve Kül sesleri – Akın Olgun YAZDI

Çok yandık, çok yakıldık ve her defasında “yine yakacağız” diyen sesleri duyduk.…

Süregelen kölelik ve atlı fayton kandırmacası – Ayşem Özleyiş Oğuz YAZDI

At, kedi, kuzu, dana, keçi, tavşan, köpek ve diğerleri. Hepsi insan denilen…