SEMİH GÖNEN

“Ormanlar neyi barındırır?
Toprak, su ve temiz hava
Toprak, su ve temiz hava
Toprağı ve barındırdığı her şeyi koru”
Evlere sıkıştığımız şu günlerde hatırı sayılır bir kitle aynı hayali kurmaya başladı. Ege’de veya Karadeniz’de sakin bir köyde minimal bir hayat. Renk renk çiçekler dikilmiş bir bahçe, yetiştirilen çeşitli “organik” sebzeler ve leziz mi leziz yumurtalar ile donanmış bir kahvaltı sofrası…

Sahi, kırda her şey bu kadar güzelse neden bu ülkenin nüfusunun yüzde 95’inden fazlası kentli olarak kayıtlara geçmiş? Neden “köylüler” ilk fırsatta yeni orta sınıfa dahil olmayı ve kentlilerin hayalini kurduğu toprakları terk edip kentlere gelmeyi tercih ediyor? Sebebi gayet açık, kırda küçük aile işletmeleri son buldu. Çiftçilik, artık nesli tükenen bir zanaat haline geldi. Fakat salgın sayesinde, onlarca yıldır yavaş yavaş tarım yok edilirken “durun efendiler!” demeyen herkes şimdi tarımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırladı. Bunu ne yargılıyor ne de yadırgıyorum. Zira daha önce kentin hızlı ve kolay görünen albenili kent yaşamı salgın günlerinde cazibesini kaybetti. 2 günlük sokağa çıkma yasağında dahi insanlar aç kalma korkusu ve zaruri ihtiyaçlarını giderme güdüsüyle marketlere akın etti. Hazırlıksız yakalandığımız bir yasakta bile durum böyle vahim olabiliyor…

Ya salgın sonrasında kıtlık baş gösterdiğinde durum nasıl olacak? Tarım ve Orman Bakanı her konuşmasında ‘risk yok’ dese de, kamuoyunda buna itibar eden kimsenin olduğuna inanmıyorum. Ülke tarımı çiftçiler yerine şirketlere emanet edildiğinden beri her küresel kriz tarımı etkileme tehdidine sahiptir ve hatta etkileyecektir. Yurttaşlar bunu gayet iyi biliyor. Tarıma dönelim, küçük aile çiftlikleri kuralım tezleri belki on yıl önce ‘romantik’ bir bakışken şu günlerde zaruri bir ihtiyaçtır. Zira tarım şirketleri değil, toprakla yoğrulan çiftçi bu ülkenin garantisidir. Hiç umudum yok gerçekleşeceğinden ama yine de çiftçiliği tekrar ayağa kaldırmalıyız demekten kendimi geri tutmayacağım. Umutsuz olmam, insanların bunu istemediğini düşündüğümden değil, bu dileğin eylemselliğe dönüşemeyecek olmasındadır. Aksini iddia ediyorsak eğer bunu söylem ile değil, pratikte alınacak önlemler ile başarmalıyız. Öncelikle bilmeliyiz ki köyde yaşam öyle kır kahvaltısı tadında değil. Köylerin çözülememiş birçok sorunu var ki hala suyu olmayan köyler söz konusu. Çiftçiler her geçen gün gelirlerini kaybediyor, toprağı ekmekten vazgeçiyor, tohum ve gübre şirketlerinin kıskancında ayakta kalmaya çalışıyor. Girdi fiyatlarının artması, mazot, teknik ekipman ve işgücü ciddi sorun çiftçilerimiz için.
Sonuç olarak iktidar bir an önce tarımı ve çiftçileri küresel şirketlerin kıskacından kurtarmalı ve tarım seferberliği başlatmalıdır. Yukarıda saydığımız sorunları çözmeden iktidar sahiplerinin dediği gibi hazine arazilerinin tarıma açılması bir çözüm önerisi değildir. İktidarda olanlar bilmelidir ki; çiftçiler ekilecek araziden mahrum değil bilakis sahip oldukları arazilerde üretim yapamamanın kederini taşıyorlar. Yani sorun toprakta değil çiftçinin toprağı ekemeyecek kadar güçsüz kalmasındadır. Bana göre bu durumda öncelikle çiftçiyi toprağıyla barıştırmak gerekir. Zira çiftçiler topraktan kopmaya devam ederse içinde bulunduğumuz bu kriz açlık ve sefaletle sürecek başka krizleri doğuracaktır. Gelecekteki krizleri önlemenin yolu toprakla çiftçinin yeniden buluşması için tabiri caizse seferberlik ilan etmekten geçiyor. Merak etmeyin, böyle bir seferberliğin ne maliyeti ne de uygulanmasındaki zorluklar bir “Kanal İstanbul” etmez. Dolayısıyla çiftçilerin üretebilir hale tekrar gelebilmesi ve tekrar üretmesi için yapılması gerekenler bellidir ve gayet basittir;

Çiftçilerin üzerindeki en önemli yük olan mazot ve gübrede vergiler minimuma indirilmelidir. Girdi desteği sağlanmalıdır. Yerel ürünlerin ve tohumların yok olma tehdidi altında olduğu göz önüne alınarak üreticiler yerel ürünler ve tohumlar konusunda özendirilmeli ve desteklenmelidir.
Üreticilere doğrudan tohum desteği sağlanmalıdır.
Gübre başta olmak üzere kimyasal her türlü girdinin kullanımı ve pratikleri gözden geçirilmelidir.

Birçok üründe destekleme ödemeleri alamayan çiftçilerin destekleme ödemeleri derhal yapılmalı, gelecek dönem destekleme oranları en az yüzde 50 oranında artırılmalıdır.
Aracısız bir üretimin sağlanması, hem çiftçinin kazanacağı hem de tüketicinin doğrudan gıdaya ulaşabileceği hem üretim hem de tüketim kooperatifleri etkinleştirilmeli ve desteklenmelidir.
Çiftçilerin bankalara ve Tarım ve Kredi Kooperatiflerine olan borçları bir sonraki hasat yılına kadar ertelenmeli, çiftçilerin milli gelirden alacakları ödenmelidir.
Bakanlığın taşra teşkilatları ofislerinden çıkıp tarlalarda üreticilerle birlikte çalışmalıdır.
Köylerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi için çalışma yapılmalıdır.
Tarımda yaşanan işgücü sıkıntısını çözmek için buna yönelik bir eylem planı hazırlanmalıdır.

Tarımın küreselleşmesi yönündeki acımasız baskılara karşı durmak, toprağı ve barındırdığı her şeyi korumak için ilk elden bu önlemler biran önce alınmalı ve çiftçinin topraktan kopmaması ve tarımsal üretimin sürekliliği sağlanmalıdır.

 

Medya Blok Youtube kanalını takip edin...
You May Also Like

24 TV ve Star da kapatılıyor

TürkMedya’da bir gazete ve bir televizyon kapısına kilit vurulacak. Medyaradar’ın haberine göre;…

Abdurrahim Albayrak ve eşinde Koronavirüs tespit edildi

“Tüm futbolcular ve teknik heyetin kontrolden geçirildiği, hiç kimsede virüs tespit edilmediği…

Ahmet Hakan: Ankara’daki toplantı Ekrem İmamoğlu’nun kalesine atılmış üç politik goldür

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan bugünkü köşesinde Ankara’da dün toplanan büyükşehir belediye…