Karantina günlerinde bu zamana kadar belki de gündelik hayat içerisinde farkında olmadan yaşadığımız en çok mahallelerimizin güzelliğini anlattık birbirimize. Kentlerin içinde sıkıştığımız şu günlerde mahallemizde bu zamana kadar belki de hiç görmediğimiz insanlarla dayanışma halinde balkonlardan konserler verdik, komşularımızın ihtiyaçlarını gidermeye çalıştık. İnsanların arasındaki bu iletişim ve dayanışma hali topluma bir umut verdi. Veresiye defterleri kapatıldı, faturalar ödendi. Salgın sürecinde birkaç apartmandan ibaret olan mahalle dayanışması 81 ilde tüm satha yayıldı.

Toplum karşı karşıya olduğu kriz karşısında kendi çözüm yollarını üreterek bir çıkış yolu aramaya başladı ve çözüm yolları konusunda büyük oranda muvaffak da oldu. Bu toplumun en önemli mayası, zor zamanlarda ortaya çıkan dayanışma yine kendini birçok alanda gösterdi. İnsanlar kendi imkanlarıyla mahallesinde yaşayanlarla ve mahallesinde yaşayan tüm canlıları da gözeterek birlik olmayı hatırladı. Bu başarıyı sağlarken de insanların dayanışmasını engellemeye çalışan örgütlü bir yapıyı dize getirerek sağladı bunu.

Dayanışma ne ifade ediyor bizler için?

Eşitsizliğin tüm çıplaklığıyla görünür olduğu bu süreçte Ankara şaşmaz oto sanayisinde birçok dükkan ya kepenk kaldırmadan, ya da kaldırsa da sineklerle haşır neşir olarak geçiriyor tüm bu salgın günlerini. Fabrikatörlerin yalılarda karantinada olduğu günleri işçiler fabrikalarda açlıktan ölmektense koronadan ölmek yeğdir diyerek çalışarak geçiriyor. Bazılarımız için konforlu hayatlarında dört duvar başka bir hale dönüşürken, bazılarımız için de mekansızlık tüm riskleriyle birlikte hayatın gerçeklerini en çıplak haliyle gözler önüne serdi. Lümpen sosyal medya fenomenleri “sakin ol champ..” diyerek millete ayar verirken, sırf o lümpenin oteli iş yapsın diye  öğrencilerin sınavları erkene alındı, gençlerin geleceğiyle yapboz misali oynanmasında sakınca görülmedi. Tüm bu dayanışmaya karşılık üst otoritenin hayatımızda bu kadar belirleyici olduğu böylesi bir süreçte bu tutum ne ifade ediyordu?

Ramazan ayında belediyeler çiftçinin elindeki ürünü alıp fakir fukaraya dağıtmaya uğraşırken, çiftçilerin elindeki ürünler alınmasın diye türlü türlü taklalar atıldı. İhracat yasaklandı, mallar gümrükte çürümeye terk edildi. Çiftçi üretemezse kaçınılmaz olarak görülen gıda krizi ve kıtlık tehdidi görmezden gelinerek çiftçilerine tarlasına gitmesine engel olundu, yasaklar kondu. Erzak kolisi dağıtılması için kurulan internet siteleri siber saldırıya uğradı. Emeğinin karşılığını alamayan çiftçilerin ve aracısız üretim için çabalayanların emekleri yok sayıldı. Öngörmek zor değil… Yarın da muhtemelen 2019 yılı destekleme ödemesini dahi alamadığı için icralık olan çiftçiler, hedef tahtasına oturtulacak, hain ilan edilecek. 2019 yılı patates krizi bunun örneklerinden biriydi…

Salgın değil ama unutkanlık yok eder…

Toplumun tüm kesimleri adeta ayakta kalma savaşı veriyor. Esnaf kapısında kilit, evinde akşam ne yiyeceğini düşüne dursun, AVM’lerin kapısında sıra oluşmaya başladı bile. İşçiler canı pahasına açlıktan ölmemek için fabrikalarda çalışıyorlar, işverenleri de vergiden düşecekleri yardımı biz bize yeteriz diyerek sağ cebinden sola cebine aktarıyorlar. Çiftçiler 2019 yılı desteğini alamamış, 2006 yılından beri çiftçiye hak ettiği GSMH’nin yüzde 1’i bile ödenmemişken çiftçimiz karşısında bir İBAN numarası buluyor. Devlet para vermek, desteklemek yerine para istiyor. Devlet memurları evden işlerini sürdürmeye çalışırken bağış yapmaya zorlanıyor.

Bu sürecin önemli bir öznesi olan güç sahipleri bu süreçte ne yapıyor? Belediyelerin bir nevi fakir fukara fonu olan yardım hesaplarını bloke ediyor, muhalefet partilerini şeytanlaştırıyor hatta onların gençlik kollarına kadar uzanıyorlar. Fezlekeler meclise ardı ardına gönderiliyor. HDP’nin belediyelerine kayyum atanıyor. Zor süreçlerden geçtiğimiz, dayanışma vurgusunun herkesin ağzından kolaylıkla çıktığı bu günlerde tüm bunların bir anlamı olmalı… Tam da bu noktada David Harvey’e dikkat kesilmek gerekir. Harvey, Asi Şehirler kitabında 2008 ekonomik krizini kentler üzerinden ele alırken, devletin gayrimenkul üretim sürecine hangi saiklerle dahil olduğunu anlatıyor. Şimdi bir başka kriz ile karşı karşıya iken Harvey’in bazı sözlerine kulak kabartmakta fayda var. Harvey, dönemin toplumsal hareketlerini (Gezi ve Atina gibi) ortak müşterekler üzerinden olduğunu söylüyor. Devletin neoliberal üretim sürecinde bulunduğu konum ve kentlilerin yaşamsal alanları üzerindeki tahakkümü ve neoliberal iktisat bağlamında bir inceleme sunuyor. Harvey, ortak müşterekler üzerinden ortaya çıkan Gezi gibi hareketlerin antikapitalist bir anlam ifade etmediğini de ekliyor görüşüne. Bookchin ve Mumford da kapitalizmle bu denli yoğrulmuş bir kentin sivil bir antikapitalist alternatif içermediğine hemfikir.

Tüm bu görüşlerin birleştiği ortak nokta, kentlerin ancak hak temelli bir isyanın merkezi olabileceğidir. Kentin içinde veya çeperinde yaşayan emekçiler üretim sürecinden ziyade temel hakları üzerinden hareket ediyor. Aynı soruyu tekrarlayacak olursak yurttaş dayanışması ne ifade ediyor?  Güç sahiplerinin neoliberal politikalar gereği sermaye için önüne geçen her şeyi tarumar etmesi ne anlama geliyor? Tüm bunlar içerisinde yurttaş dayanışması ne yana düşüyor?

Krizin içinde en temel hakları dahi tehdit altında olan ve devlet organizasyonundan neredeyse tamamen bağımsız kendi kendine merhem olan dinamikler bir arada bunu dile getirmelidir. Doğadaki hiçbir canlının, işçinin, çiftçinin ve diğerlerinin bir sermayedarın tırnağı kadar değerli görülmezken çiftçi, işçi veya emekli olması yurttaşı sorunlardan bağımsız kılmıyor.

Ezcümle, bu zor günleri elbet aşacağız. Dayanışmayla, üreterek ve direnerek bu günler geçecek. Bu günler geçtiğinde önce satılan sonra PTT tarafından dağıtılan sonra e-devletten talep edilen bir ara sms olarak gönderilen şuan kimin nasıl dağıttığını bilemediğimiz maskelerinizi kullanmaya devam edin. Maskelerinizi takın ki bugünleri hatırlayın. Halkın düşmanları kimler, dayanışma gösteren kimler unutmayın. Bu salgın ya da kriz belki bizi yok etmez ama unutkanlık edecek.

Medya Blok Youtube kanalını takip edin...
You May Also Like

Çay üreticisi tedirgin: Toprağı hiç mi düşünmediniz? – Fatma GENÇ yazdı

“Gelıyi Mayıs ayı Toplayalım çaylari Gidelım fabrikaya Alalım paraları” Rize Türküsü Bu…

Kayyum tehlikesinin farkında mısınız? Fırat Yeşilçınar YAZDI

31 Mart seçimleri de 23 Haziran seçimleri de geride kaldı. Seçimin faturası…

Ormanlar yangınları ve Kül sesleri – Akın Olgun YAZDI

Çok yandık, çok yakıldık ve her defasında “yine yakacağız” diyen sesleri duyduk.…